Rakamların Anlattığı

Ahmet Toprak

Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı 2025 yılı hane halkı tüketim harcamaları verileri, ekonomik tablonun vatandaşın günlük yaşamına nasıl yansıdığını açıkça ortaya koyuyor. Hanelerin harcamalarında en büyük payın yüzde 29,3 ile konut ve kiraya ayrılması, artık barınmanın bile başlı başına bir mücadele alanına dönüştüğünü gösteriyor.

 

Bir zamanlar insanların gelirlerinin önemli bir bölümünü eğitim, kültür, tasarruf veya sosyal faaliyetlere ayırabildiği dönemlerden bugün oldukça uzağız. Günümüzde milyonlarca vatandaş için öncelik; kira ödemek, faturaları karşılamak ve mutfak masraflarını yetiştirebilmek. TÜİK verilerinde en düşük gelir grubundaki hanelerin gelirlerinin yüzde 38,7’sini konut ve kiraya, yüzde 29,2’sini ise gıdaya harcadığı görülüyor. Başka bir ifadeyle, düşük gelirli vatandaşlar kazançlarının yaklaşık yüzde 70’ini yalnızca başını sokacağı bir ev ve sofraya koyacağı temel gıdalar için harcamak zorunda kalıyor.

 

Bu tablo, ekonomik eşitsizliğin de ne kadar derinleştiğini gözler önüne seriyor. En yüksek gelir grubundaki haneler ulaştırmaya yüzde 25 pay ayırabilirken, en düşük gelir grubunda bu oran yüzde 8,6’da kalıyor. Çünkü dar gelirli vatandaşın otomobil alma, seyahat planlama ya da sosyal harcamalara bütçe ayırma imkânı giderek azalıyor. Gelirin büyük kısmı zorunlu ihtiyaçlar tarafından tüketiliyor.

 

Özellikle büyük şehirlerde kira fiyatlarının son yıllarda gösterdiği artış, birçok aileyi yaşam standartlarından fedakârlık etmeye zorluyor. Gençler kendi evlerini kurmakta zorlanıyor, emekliler maaşlarıyla geçinemiyor, çalışanlar ise ay sonunu getirebilmek için ek gelir arayışına giriyor. Barınma hakkı temel bir ihtiyaç olmasına rağmen, giderek daha fazla insan için ekonomik bir yük haline geliyor.

 

Verilerde dikkat çeken bir başka nokta ise gıda israfı. En fazla israf edilen ürünlerin taze meyve-sebze ve ekmek olması elbette düşündürücü. Ancak burada yalnızca bireysel tüketim alışkanlıklarını sorgulamak yeterli değildir. Gıda fiyatlarının sürekli yükseldiği, vatandaşın alışveriş yaparken gram hesabı yapmak zorunda kaldığı bir ortamda israfın azaltılması kadar erişilebilir ve uygun fiyatlı gıdaya ulaşımın sağlanması da önem taşıyor.

 

Ekonomik göstergeler büyüme rakamlarıyla, ihracat verileriyle veya finans piyasalarındaki gelişmelerle ölçülebilir. Ancak bir ülkenin gerçek refahı, vatandaşının yaşam kalitesinde gizlidir. Eğer insanların gelirlerinin büyük bölümü kira ve temel gıda harcamalarına gidiyorsa, geriye ne tasarruf kalır ne de geleceğe dair umutlu planlar.

 

TÜİK’in açıkladığı rakamlar sadece harcama kalemlerini göstermiyor; aynı zamanda milyonlarca insanın sessizce verdiği geçim mücadelesini de anlatıyor. Ekonomik politikaların başarısı, vatandaşın mutfağındaki tencereye ve evinin kirasını ödeyebilme gücüne yansıdığı ölçüde anlam kazanacaktır.