Sabah işe gitmek için aracına binen de, tarlasına traktörüyle çıkan çiftçi de, şehirler arası yük taşıyan kamyoncu da aynı soruyu soruyor: “Akaryakıta yine zam mı geldi?” Ne yazık ki son yıllarda bu soruya “Hayır.” cevabını vermek giderek zorlaşıyor. Son olarak motorinin litre fiyatına yaklaşık 76 kuruşluk bir artış beklentisi gündeme geldi. İlk bakışta “76 kuruş ne olacak?” diye düşünenler olabilir. Ancak işin gerçeği öyle değil. Çünkü akaryakıta gelen her zam, sadece aracın deposunu değil, hayatımızın neredeyse her alanını etkiliyor. Bugün marketten aldığımız ekmekten sebzeye, meyveden süte, beyaz eşyadan giyime kadar satılan her ürün, bir kamyonla, bir tırla ya da bir dağıtım aracıyla taşınıyor. O araçların büyük bölümü de motorin kullanıyor. Motorin pahalanınca taşıma maliyeti artıyor. Taşıma maliyeti artınca ürünlerin fiyatı yükseliyor. Sonunda bu artış kasada vatandaşın cebine yansıyor. Yani motorine gelen zam, aslında hepimizin mutfak masasına kadar ulaşıyor. Bugün İstanbul’da motorinin litresinin yaklaşık 66,78 liraya, Ankara’da 67,85 liraya, İzmir’de ise 68,12 liraya çıkması bekleniyor. Doğu illerinde ise fiyatların 69 liranın üzerine çıkacağı konuşuluyor.
Bir düşünün… Deposu 60 litre olan bir otomobili tamamen doldurmak isteyen bir vatandaş, birkaç yıl öncesine göre kat kat fazla ödeme yapmak zorunda kalıyor. Ticari araç kullananlar için ise durum daha da ağır. Bir kamyon ya da otobüsün deposunu doldurmanın maliyeti artık binlerce lirayı buluyor. Bu maliyet elbette taşınan her ürüne yansıyor. Peki neden sürekli akaryakıt fiyatları değişiyor? Çünkü petrol fiyatları dünya piyasalarında sürekli hareket ediyor. Bunun yanında döviz kurundaki değişimler de fiyatları doğrudan etkiliyor. Son günlerde ABD ile İran arasındaki ateşkesin sürmesi piyasalara bir miktar rahatlama getirse de, bölgedeki gelişmeler hâlâ dikkatle takip ediliyor. En küçük bir gerilim bile petrol fiyatlarını etkileyebiliyor.
Bir yandan da petrol üreten ülkelerin aldığı kararlar var. Suudi Arabistan ve Rusya’nın öncülük ettiği OPEC+ ülkeleri üretimi artırma kararı aldı. İlk bakışta üretim artınca fiyatların düşmesi beklenebilir. Ancak küresel piyasalarda arz, talep, stoklar, jeopolitik gelişmeler ve döviz hareketleri bir araya geldiğinde fiyatlar her zaman beklendiği gibi şekillenmeyebiliyor. Vatandaşın ise bütün bu uluslararası gelişmeleri takip edecek zamanı da imkânı da yok. Onun bildiği tek şey var: “Dün aldığım ürünü bugün daha pahalıya alıyorum.” Aslında mesele yalnızca akaryakıt değil. Mesele, art arda gelen maliyetlerin hayat pahalılığına dönüşmesi. Bir esnaf sabah dükkânını açarken elektrik giderini düşünüyor. Nakliye ücretini düşünüyor. Kirasını düşünüyor. Personel maaşını düşünüyor. Ürününü kaça satacağını hesaplıyor. Vatandaş ise maaşını, emekli aylığını ya da günlük kazancını düşünüyor. Ay sonunu nasıl getireceğini hesaplıyor. İşte ekonomik hayatın en önemli noktası burada ortaya çıkıyor. Fiyatların sürekli değiştiği bir ortamda insanlar geleceğini planlamakta zorlanıyor. Bir aile tatil planını erteliyor. Bir genç araç alma hayalini beklemeye alıyor. Bir çiftçi üretim maliyetini hesaplamakta zorlanıyor. Bir nakliyeci yeni sözleşme yaparken fiyat vermeye çekiniyor. Çünkü bugün hesaplanan maliyet, birkaç gün sonra değişebiliyor.
Ekonomide güven ve öngörülebilirlik en az fiyat kadar önemlidir. Vatandaş alışverişe çıktığında fiyat etiketinin her gün değişmesini istemiyor. Esnaf sattığı malın yerine yenisini koyarken zarar etmek istemiyor. Üretici sezon başında yaptığı hesabın sezon sonunda tamamen değişmesini istemiyor. Hiç kimse sürekli zam haberi duymaktan memnun değil. Elbette dünya ekonomisindeki gelişmeler Türkiye’yi de etkiliyor. Petrol uluslararası bir ürün. Döviz küresel piyasalarda hareket ediyor. Savaşlar, krizler, üretim kararları ve enerji politikaları fiyatları değiştirebiliyor. Ancak vatandaş açısından tablo çok daha basit. Geliri aynı hızla artmıyorsa, yapılan her zam bütçesini biraz daha zorluyor. Bugün birçok aile alışveriş listesini yeniden düzenlemek zorunda kalıyor. Eskiden rahatça yapılan hafta sonu gezileri hesap kitap yapılarak planlanıyor. Özel araç yerine toplu taşıma tercih ediliyor. Bazı aileler şehir dışı ziyaretlerini erteliyor. Küçük gibi görünen artışlar zamanla büyük bir yük oluşturuyor. Bu nedenle akaryakıt fiyatları yalnızca araç sahiplerini ilgilendiren bir konu değildir. Motorin fiyatı arttığında çiftçinin maliyeti artar. Kamyoncunun maliyeti artar. Otobüsçünün maliyeti artar. Sanayicinin maliyeti artar. Esnafın maliyeti artar. Sonunda ise market rafındaki ürünün fiyatı değişir.
Hepimizin ortak dileği, fiyatların daha öngörülebilir olduğu, vatandaşın bütçesini rahatça planlayabildiği, üreticinin de tüketicinin de geleceğe daha güvenle bakabildiği bir ekonomik ortamın oluşmasıdır. Çünkü ekonomik istikrar yalnızca rakamlarla ölçülmez. Gerçek istikrar, vatandaşın pazara giderken fiyatlardan korkmadığı, esnafın etiket değiştirmek zorunda kalmadığı ve insanların yarını daha umutla planlayabildiği günlerde hissedilir. Unutmayalım; depoya giren her litre motorin, yalnızca bir aracın yakıtı değildir. O yakıt; tarladaki ürünün, marketteki ekmeğin, fabrikadaki üretimin ve evimizdeki sofranın da maliyetidir. Bu yüzden akaryakıt fiyatları sadece pompada değil, hayatın her alanında hissedilen bir gerçektir.