İşsizlik Mutfağın Gerçeği

Ahmet Toprak

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı mayıs ayı iş gücü verilerine göre işsizlik oranı yüzde 8,2 seviyesinde kaldı. İlk bakışta bu oran, son yılların en düşük işsizlik verilerinden biri olarak değerlendirilebilir. Hatta “işsizlik artmıyor” şeklinde olumlu yorumlar da yapılabilir. Ancak meseleye yalnızca tek bir yüzde üzerinden bakmak, Türkiye’nin çalışma hayatındaki gerçek tabloyu görmeyi zorlaştırıyor. Çünkü işsizlik sadece iş bulamayan insanların sayısından ibaret değil. İş bulduğu halde geçinemeyen, diplomasına uygun işte çalışamayan, iki işte birden çalışan, umudunu kaybettiği için iş aramayı bırakan ya da tam zamanlı çalışmak isterken yarı zamanlı işlere mecbur kalan milyonlarca insan da bu tablonun içinde yer alıyor. Nitekim aynı verilerde yer alan atıl iş gücü oranının yüzde 31’e yükselmesi, aslında Türkiye’nin asıl konuşması gereken başlığın bu olduğunu gösteriyor. Bu ne demek? Kabaca ifade etmek gerekirse; çalışmak isteyen ama çalışamayan, daha fazla çalışmak isteyen ya da iş aramaktan vazgeçmiş insanların toplamı, neredeyse her üç kişiden birine denk geliyor. İşte vatandaşın günlük hayatında hissettiği gerçek tam da burada başlıyor. Sokaktaki vatandaş farklı bir tablo görüyor. Resmi işsizlik oranı yüzde 8,2 olabilir. Ancak vatandaş pazara çıktığında bunu hissetmiyor. Çünkü mesele yalnızca işe sahip olmak değil.

Asıl mesele; “O iş, insanca yaşamaya yetiyor mu?” Bugün asgari ücretle çalışan milyonlarca kişi ay sonunu getirebilmek için ek iş arıyor. Üniversite mezunları kendi alanlarında iş bulamadıkları için farklı sektörlere yöneliyor. Gençler yıllarca eğitim aldıktan sonra deneyim istenmesi nedeniyle işsiz kalıyor. Emekliler yeniden çalışmak zorunda hissediyor. Kadınların önemli bir bölümü ise çocuk bakımı, kreş eksikliği ve sosyal nedenlerle iş gücüne katılamıyor. Dolayısıyla istihdam rakamları artsa bile gelir seviyesi aynı oranda yükselmeyince vatandaşın hayatında hissedilen iyileşme sınırlı kalıyor. Verilerde dikkat çeken en önemli başlıklardan biri genç işsizliği. 15-24 yaş grubunda işsizlik oranı yüzde 14,8. Kadın gençlerde ise bu oran yüzde 21,8. Bu tablo yalnızca bugünün değil, geleceğin de sorunu. Çünkü iş hayatına geç başlayan gençler; meslek edinmekte gecikiyor, gelir elde edemiyor,

ev kuramıyor, tasarruf yapamıyor, ekonomik bağımsızlığını kazanamıyor. Bunun sonucunda ailelere bağımlılık süresi uzuyor. Evlenme yaşı yükseliyor. Doğurganlık azalıyor. Beyin göçü artıyor. Aslında genç işsizliği yalnızca ekonomi değil, sosyal yapı açısından da büyük risk oluşturuyor. İş gücüne katılım oranı erkeklerde yüzde 71 iken kadınlarda yalnızca yüzde 35. Bu fark Türkiye’nin en önemli ekonomik sorunlarından biri. Çünkü kadınların üretime daha fazla katılması; aile gelirini artırıyor, yoksulluğu azaltıyor, ekonomik büyümeyi destekliyor, çocukların eğitim seviyesini yükseltiyor. Ancak kreş yetersizliği, bakım yükü ve kayıt dışı çalışma gibi nedenler kadınların iş hayatına katılımını zorlaştırıyor.

Türkiye’de zaman zaman istihdam artıyor. Ancak şu soruyu da sormak gerekiyor: Oluşan işler ne kadar nitelikli? Düşük ücretli, geçici, güvencesiz, sigortasız veya sürekli fazla mesai gerektiren işler uzun vadede ekonomik refah oluşturamıyor. Ekonomide kaliteli büyüme, kaliteli istihdamla mümkün. Üretim değeri yüksek sektörlerde oluşturulan her yeni iş, ülkenin gelir seviyesini de yukarı taşıyor. İşsizliği azaltmanın yolu sadece teşvik değil Yıllardır çeşitli istihdam teşvikleri uygulanıyor. Ancak kalıcı çözüm için daha kapsamlı politikalara ihtiyaç var.

İşsizliğin kalıcı olarak azaltılması için yalnızca istihdam rakamlarını artırmak yeterli değil. Üretim odaklı yatırımların desteklenmesi, KOBİ’lerin finansmana daha kolay ulaşması ve sanayi ile eğitim sistemi arasındaki bağın güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Özellikle gençlerin iş hayatına daha kolay adım atabilmesi için mesleki eğitim ve ilk iş deneyimini destekleyen programlar yaygınlaştırılmalı.

Bunun yanında kadınların iş gücüne katılımını artıracak kreş, bakım desteği ve esnek çalışma modelleri hayata geçirilmeli. Aynı zamanda enflasyonla mücadelede kararlılığın sürdürülmesi de çalışanların alım gücünü koruyarak istihdamdaki olumlu gelişmelerin vatandaşın yaşamına daha fazla yansımasını sağlayacaktır.