Bazen Anne Baban Haklıdır…

Cemal Durmaz

Hayat, insana bazı gerçekleri zamanında değil, tam da canı yandığında öğretir. Ne acıdır ki o gerçeklerin birçoğu, yıllar önce anne ya da babamızın dilinden dökülmüş cümlelerdir.

Gençlik, insanın kendisini en güçlü hissettiği dönemdir. Her şeyi bildiğini sanır. Kimsenin kendisini anlayamayacağını düşünür. Anne ve babasının uyarılarını ise çoğu zaman “eski kafalılık”, “baskıcılık” ya da “hayatıma karışmayın” sözleriyle karşılar. Oysa tecrübenin sesi, çoğu zaman yüksek çıkmaz; sessizce bekler. Çünkü bilir ki hayat, anlatılandan çok yaşananı öğretir.

Bugün etrafımıza baktığımızda, birçok gencin hayatını birkaç dakikalık heveslerin, sosyal medyada parlatılmış yaşamların ve anlık duyguların yönlendirdiğini görüyoruz. Bir fotoğrafın, bir beğeninin, birkaç güzel sözün gerçek karakterin önüne geçtiği bir çağın içindeyiz. İlişkiler hızla başlıyor, daha da hızlı bitiyor. Güvenin yerini şüphe, sadakatin yerini çıkar, sabrın yerini ise tahammülsüzlük alıyor.

Böyle bir ortamda anne ve babalar çocuklarını uyarmaya çalışıyor. “Bu insana dikkat et.” “Bu arkadaş sana iyi gelmez.” “Bu kararını bir kez daha düşün.” Fakat çoğu genç, bu sözleri sevgiden çok müdahale olarak görüyor. Çünkü gençliğin en büyük yanılgılarından biri şudur: Kendisini sevenlerin uyarısını engel, alkışlayanların sessizliğini ise destek sanmak.

Oysa hayatın ilginç bir adaleti vardır. Gün gelir, dinlenmeyen o sözler hafızanın en derin yerinden yeniden çıkar. Yanlış bir dostluk biter, güvenilen bir insan hayal kırıklığına uğratır, uğruna her şey göze alınan bir ilişki sessizce sona erer. İşte tam o anda insanın kulağında tanıdık bir ses yankılanır: “Ben sana söylemiştim.”

Bu cümleyi anne babalar çoğu zaman zafer kazanmış gibi söylemez. Aksine, çocuklarının acı çekmesini istemedikleri için söylerler. Çünkü hiçbir anne, hiçbir baba çocuğunun gözyaşı üzerinden haklı çıkmak istemez. Onların en büyük arzusu, haklı olmak değil; evlatlarının mutlu olmasıdır.

Elbette her anne baba kusursuz değildir. Yanılanlar, hata yapanlar, çocuklarını anlamakta zorlananlar da vardır. Ancak yılların insana kazandırdığı bir bakış açısını da görmezden gelemeyiz. Tecrübe, kitaplarda yazmayan bir öğretmendir. Bedeli bazen gözyaşı, bazen pişmanlık, bazen de kaybedilen yıllardır.

Bugün gençlere düşen görev, anne ve babalarının her sözünü sorgusuz kabul etmek değildir. Ama onları hiç dinlememek de akıllıca değildir. Fikirlerini tartabilir, kendi kararlarını verebilirler. Çünkü olgunluk, başkalarının sesini susturmak değil; farklı sesleri dinledikten sonra doğru kararı verebilmektir.

Anne babalara düşen görev de çocuklarını korkuyla değil, sevgiyle kazanabilmektir. Emir veren değil, yol gösteren olmak… Çünkü nasihat, sevgiyle söylendiğinde kalbe ulaşır; baskıyla söylendiğinde ise sadece kulakta yankılanır.

Belki de çağımızın en büyük sorunlarından biri, bilgiye kolay ulaşırken hikmete uzak kalmamızdır. İnternetten her şeyi öğreniyoruz; ama kimin dost, kimin fırsatçı olduğunu hâlâ hayat öğretiyor. Teknoloji gelişiyor, şehirler büyüyor, dünya değişiyor; fakat insanın kalbi, sevgisi, güveni ve pişmanlığı hiç değişmiyor.

Bir gün herkes büyüyor. Herkes kendi çocuklarına aynı endişelerle bakmaya başlıyor. İşte o gün, yıllar önce anlam veremediğimiz birçok cümlenin aslında sevginin başka bir dili olduğunu fark ediyoruz.

Belki de anne babalar her zaman haklı değildir. Ama onları dinlemeden verilen kararların bedeli, bazen bir ömür boyu unutulmayacak kadar ağır olabilir.