Sayfa Yükleniyor...
Gitar mı, Yaylı Tambur mu?
Eskiden beri müzik dinlemeyi severim.
Öyle şimdiki gibi radyo bolluğu da yoktu. Devletin resmi radyoları bize ne verirse onları dinliyorduk. Farklı tarz müzik dinlemek istiyorsan kaset almak zorundaydınız. Ama onlarda para demekti.
Parada bende yoktu. Pek az kaset bulunurdu evde. Bu nedenle sevgili ağabeyimin Polatlı Topçu Tugayında askerlik yaparken doldurttuğu bol eko verilmiş mikrofonla şarkıları sunan bir sunucunun Bu şarkı annem babam ve kardeşim için anonsu ile sunduğu Cengiz Kurtoğlunun Duvardaki Resim parçasını ezberlemiştim.
Giden bir sevgilinin ardından yas tutan bir aşık ve onun içinden geçenleri anlatan bir parça. Hep giden sevgilinin ardından bir şarkı bestelemek gerektiğini düşündüm bu yüzden.
Müziği seviyordum ama bir enstrüman çalıp çalamayacağımı bilmiyordum.
Tıp fakültesine başladığım ilk yıl birine aşık oldum. Onu gördüğümde nabzım 140a kadar çıkıyordu. (Üşenmedim, saydım) Onu görmediğimde yine aklımdan, kalbimden onun için bir şeyler geçiyordu. Onun için içimden geçen şarkıları söylüyordum ama yetmiyordu. Ona özel bir şeyler yapmak gerekiyor diye düşünüyordum.
İşte tam o dönemde bir enstrüman çalmaya karar verdim.
İzmirde enstrüman satan bir dükkana girdim. Kafamda bir gitar almak vardı. Ama o dönemde Coşkun Sabah fırtınası esiyor Türkiyede.
Aşığım sana doyamıyorum
Ne de güzelsin bakamıyorum
Seni sevmeye doyamıyorum diyor abimiz.
Coşkun Sabahın 1990 yılında çıkardığı Aşığım sana albümü Mesam kayıtlarına göre 2 milyon 550 bin adet satarak tüm zamanların en çok satılan albümü olmuştur. O rekorda halen kırılamamıştır.
Öyle boru değil yani.
Dükkanın sahibi gözlüklü, zayıf, kısa boylu, saçları seyrelmiş, kirli sakallı, biraz da bezgin bakışlı bir abiydi. Ne bakmıştınız? derken bile Bıktım ulan sizin gibi bakıp, uğraştıran ama bir şey almayan müşterilerden der gibiydi.
Ben bir müzik aleti almak istiyorum dedim.
Yüzünü ekşitti. Bir sürü müzik aleti var burada diye eliyle dükkanı gösterdi.
Ben daha önce hiç müzik aleti çalmadım. Aslında gitar almak istiyordum ama dedim.
Kararsızlığımı o da anlamıştı.
Piyasa mı yapacaksın? diye sordu.
Anlamadım? dedim.
Yahu yani para mı kazanacaksın bu işten? dedi kızarak.
Yok hayır. Ben üniversitede okuyorum. Sadece boş zamanlarımda kendime çalayım, bazen de arkadaşlarıma. O kadar dedim.
O zaman sen gitar çalma bence dedi.
Neden? dedim merakla.
Bak şimdi hayal et dedi. Bunu söylerken yukarıda bir ekran varmış gibi baktı. Bende o tarafa kaldırdım kafamı.
Sen elinde gitarla okulun bahçesindesin. Gitarı çalıyorsun. Kızlar var etrafında. Bunlardan birinden de çok hoşlanıyorsun. Bir şarkı çalıyorsun. Oradan geçen biri geliyor Birader bende bir şarkı çalayım diye senden gitarı rica ediyor. Öyle ya gitar çalan çok. Adam öyle atraksiyonlar yapıyor ki senin hava birden sönüyor. Tüm primi bu arkadaş alıyor, kızları götürüyor dedi.
Yukarda gösterdiği yerde, çimenlerin üstünde ben ve gitarım tek başıma kalmıştım. O anda Gitar almaktan vazgeçmiştim.
Peki ne alayım? dedim.
Bence yaylı tambur al. Pek kimse çalmayı bilmez dedi. Sanırım alıp da elinde kalan yaylı tamburları eritmek istiyordu. Ben düşünürken yan dükkandan Aşığım sana doyamıyorum parçası kulağıma geldi. Aşıktım bende. Abi ben ud alayım be dedim.
Böylece müzikle maceram başladı.
Dün hastanede muhteşem bir konser verdik. En azından bize öyle söylendi, ben söylenenlerin yalancısıyım.
Güzel ve mutlu bir gün geçirdim. Ancak sürekli aklıma o dükkan ve o abi geldi nedense. Yaylı tambur alsam müzik maceram nasıl olurdu acaba?