Sayfa Yükleniyor...
Geçen hafta yazdığımız Beni seviyor mu, beni kullanıyor mu? (http://www.ilksesgazetesi.com/yazar/beni-seviyor-mu-beni-kullaniyor-mu-3890.html) yazısından sonra kendisi de gazeteci olan bir arkadaşım bana mesaj attı.
Şu yazınız çok ilgimi çekti. Bence kesinlikle kabul etmemeli. Çünkü bu tamamen kullanılmaya giriyor. Önce Ben seninleyim diyor sonra Seni satıp başkasına gideceğim. Onunla yapamazsam sana tekrar döneceğim diyor bence. Yok böyle bir dünya. Arkadaşınızı enayi yerine koymuş olur diye düşünüyorum dedi
Bunları Facebookta neden yazının altına yazmadın? diye sordum
Ben yazıyı gazeteden okudum diye cevapladı.
Facebookta, sayfamda yazı ile ilgili farklı pek çok yorum var, onlara bak sonra fikrini bana söyle dedim.
Tamam, bakayım dedi. Bir süre sonra tekrar yazdı.
Yorumlara baktım da çok farklı bakış açıları var dedi.
Ne diyorsun peki? Bakış açın değişti mi? diye sordum. Öyle ya konuyu yazan kişi olarak ben bile arkadaşımın ne yapması gerektiği konusunda kararsız kalmıştım.
Yok değişmedi. Ben şans vermezdim büyük ihtimalle. Ama denildiği gibi büyük lokma yiyip büyük laf etmemeli hayatta. Bazı şeyler yaşanmadan bilinmez. Ama şu anki aklımla sanırım bana dönmesini kabul etmezdim. Sen eder miydin? Yorumlar senin fikrini değiştirdi mi? diye bana sordu o da.
Ettiğim oldu da ama gidişi aklımdan hiç çıkmadı ve sonra da hiçbir şey eskisi gibi olmadı zaten dedim.
Güven duygusu kaybolur ve insan aklının bir köşesinde bir soru işareti ile uzun süre yaşayamaz. Verdiğin cevap benim için sürpriz olmadı. Aslında ilişkilerde ne yaralamaya ne de yaralanmaya gerek var. Ancak bunu bir türlü başaramıyoruz dedi.
Dediğin gibi bir şey mümkün değil ki. O zaman hiçbir şey yaşamamak lazım dedim.
Bence mümkün. Bir de empati denilen olay eksik. Böyle çiftler var ve çok güzel öğrenmişler işin yöntemini. Bizim bilmiyor ya da beceremiyor olmamız olmadığı anlamına gelmiyor dedi.
Konu oldukça ilginç bir yöne kayıyordu. Sorularımla bunu biraz daha açmak istedim.
Neyi başarmışlar? Ne yapıyorlar? diye sordum bu sefer.
Mesela dost olmuşlar, çok yakınlar birbirlerine, konuşmadan bile sağlıklı iletişim kurabiliyorlar. Bizim öğrendiklerimizden çok farklı dilleri. Aldatmıyorlar birbirlerini mesela, çünkü buna ihtiyaç duymuyorlar. Ve sevgileri hep içten ve sıcak. Sadece birbirlerine karşı değil temasa geçtikleri diğer insanlara da aynı şekilde davranıyorlar. Bence biz bir şeyleri yanlış öğrenmişiz diye cevapladı.
Neyi yanlış öğrenmişiz. Ben de onu öğrenmek istiyorum dedim gülerek.
Başta gerçekten samimi miyiz? Net bir şekilde ne istediğimizi belirleyip karşımızdakine bunu ifade edebiliyor muyuz? Edebilmişsek kararlarımızın arkasında net bir şekilde durabiliyor muyuz? Gerçekten seviyor muyuz yoksa karşımızdaki insandan bir çıkarımız mı var? Yakınlık hissediyor ve yakınlık kurabiliyor muyuz? Gerçekten dinliyor muyuz yoksa daha karşımızdakinin lafı bitmeden ne söyleyeceklerimizi tasarlayıp, çoğu zaman söz kesip, kendi doğrularımızı mı karşımızdakine dikte etmeye çalışıyoruz? Güveniyor muyuz kendi duygu düşünce ve davranışlarımıza dedi bir süre bekledi.
Çok derin... dipsiz kuyu çok fırın bilgelik yemek gerek diye yazdı.
Bu biraz uzun oldu. Akılda kalmayabilir dedim.
O zaman şöyle diyelim kısaca. Sağlıklı iletişim kurabilmek için daha çok fırın bilgelik ve deneyim kazanmamız gerekir. Önce şu koca işaret parmağımızı başkalarından kendimizde çevirmek iyi olur desem yeterince anlaşılır olacak mı? diye sordu.
Bilmiyorum. Ben bunu da yazayım bakalım okurlar ne diyecekler dedim.
Şimdi soruyorum; Sizce yeterince açık oldu mu?