Son yıllarda çok sayıda sağlıklı belenme programı üzerinde yoğun araştırmalar yapılmakta ve bitki temelli beslenme tarzı da, kardiyometabolik sağlığı iyileştirmek ve sağlıklı vücut ağırlığını desteklemek için son derece etkin ve yaygın olarak kabul gören bir beslenme stratejisi olarak ön plana çıkmaktadır. Bilimsel çalışmalarda bitki temelli beslenmenin sadece kilo kontrolünü sağlamakla değil, ama aynı zamanda bitki temelli beslenme kalıplarının enerji dengesini, metabolik dengenin düzenlemesini ve yaşlanma sürecinde görülmesi olası olan sağlık risklerini önleyebileceği konusunda yaygın fikir birlikteliği gelişmektedir. Bu alanda yapılan klinik incelemelerin sonuçları göz önüne alındığında, bitki temelli beslenmenin, minimum düzeyde işlenmiş ve besin açısından yoğun doğal gıdaların kilo kontrolünde anlamlı bir rol oynayabileceğini ve kilo dengesinin ideal seviyelerde tutulabilmesi yoluyla daha geniş sağlıklı yaşam sonuçlarını destekleyebileceği savunulmaktadır.
En genel tanımıyla, “bitki temelli beslenme” genel olarak meyve, sebze, baklagiller, tam tahıllar, kabuklu yemişler ve tohumlara öncelik veren ve hayvansal kaynaklı gıdalara olan bağımlılığı azaltan beslenme kalıplarını ifade etmektedir. Bitki temelli beslenmenin sağlıklı olarak kabul edilmesi, bu bitki temelli gıdaların işlenme derecesine, ilave şekerlerin varlığına, diyetteki yağların türüne ve diyetin genel enerji yoğunluğuna da bağlı olduğu vurgulanmaktadır. Bu nedenle bitki temelli beslenme programlarının doymuş yağ ve yüksek oranda işlenmiş gıdaların yerini alabildikçe, mikro besinlerin, fitokimyasalların ve lifli beslenmenin doğal olarak kilo kontrolü ve sağlıklı metabolik dengenin sağlanmasında daha etkin bir rol üstlenebileceği öngörülmektedir.
Bitki temelli beslenme programlarının önde gelen metabolik etkisi, sağlıklı yaşamı destekleyen kardiyovasküler (kalp ve damar sistemi) sağlıkta ve diğer organ sistemlerinde de göstermiş olduğu olumlu sağlık katkılarıyla ortaya çıkmaktadır. Birçok bitki temelli diyet programının, lif, doymamış yağ ve polifenoller gibi biyoaktif bileşikler yoluyla LDL kolesterolü düşürdüğü ve kan basıncını düzenlemede önemli etkiler ortaya çıkarabildiği gözlemlenmektedir. Özellikle bitkisel lifli gıdalar açısından yoğun beslenmenin sadece etkin bir kilo kontrol yöntemi değil ama aynı zamanda, LDL kolesterol ve ilgili risk faktörleri iyileştirdiği, kalp ve damar sağlığına da olumlu katkılar sağladığı; bu metabolik katkıların da sağlıklı yaşlanmanın ve hastalık önlemenin önemli bir bileşeni olduğu vurgulanmaktadır.
Son yıllarda tüm dünyada yaygın olarak gözlemlenen obezite, genetik, nörobiyoloji, yeme davranışları, sağlıklı gıdalara erişim ve çok çeşitli geniş çevresel etkenler arasındaki karmaşık etkileşimlerden kaynaklanan kronik, tekrarlayan bir hastalık olarak tanımlanmakta ve kilo kontrolünün obezite probleminin önlenmesi açısından sağlıklı yaşamın temel belirleyicilerinden biri olarak kabul görmektir. Obezite, sürekli enerji dengesizliği ve biyolojik olarak aracılık edilen adaptasyonlar yoluyla ortaya çıkan bir sağlık problemi olduğu için sağlıklı beslenme alışkanlığının, obezitenin önlenmesinde etkin rolü olduğu belirtilmektedir. Bu nedenle, etkin kilo kontrol yöntemlerinin özellikle obeziteye bağlı olarak ortaya çıkması mümkün olan çok sayıda hastalık riskinin ortadan kaldırılmasına katkıda bulunabileceğine dikkat çekilmektedir.
Sonuç olarak, bitki temelli beslenmeyle sağlıklı kilo kontrolünün, kardiyovasküler, endokrin, onkolojik, solunum, kas-iskelet ve ruh sağlığı alanlarını etkileyen durumların riskini azaltabileceği gözden uzak tutulmamalıdır. Klinik araştırmaların sonuçları dikkate alındığında, kronik çok faktörlü bir hastalık olarak kabul edilen aşırı kilo ve obezitenin hipertansiyon, dislipidemi, tip 2 diyabet, kalp hastalığı ve inme, kronik böbrek hastalığı ve depresyon gibi ruh sağlığı sorunlarının artmış riskiyle ilişkilendirilmekte olduğu için kilo kontrol yönetimi, metabolik hastalıklar için tek başına bir çözüm olmasa da, uzun vadeli sağlığın korunmasını destekleyen ve kronik hastalık görülme oranlarını azaltan bir rol oynamaktadır. Bu bakış açısıyla, bitki temelli beslenmenin kilo kontrol mekanizmalarını iyileştirebileceği ve kilo kontrolünün de yerleşik fizyolojik ilişkiler yoluyla hastalık riskini azaltabileceğinin farkındalığı büyük önem taşımaktadır.