Sayfa Yükleniyor...
Beslenme, insanların gelişme, büyüme, sağlıklı ve aktif olarak yaşaması için gereken maddeleri gerekli olduğu kadar alması ve vücudunda kullanmasıdır. Beslenme dengesinin tam olarak sağlanamadığı durumlarda, istenmeyen kilo kayıpları ya da vücutta aşırı yağ artışının görülmesi söz konusu olmaktadır. Açlık, tokluk ve iştah duyuları, besin alımı ile enerji tüketimi arasında bir denge oluşturacak şekilde beslenme davranışının gerçekleşmesini sağlar. Beslenme ile ilgili merkezler karşılıklı koordineli olarak çalışıp vücut ağırlığının oldukça dar sınırlar içinde sabit tutulmasını sağlar
Japon bilim adamları tarafından 1999 yılında ortaya koyulan “Açlık Hormonu” adı da verilen Ghrelin hormonu, 28 amino asitten oluşan, iştah ve enerji dengesinin düzenlenmesinde etki gösteren bir peptid hormonudur. Büyüme hormonları üzerinde etkisi olduğu da bilinen bu hormon, iştahı düzenleyici bir hormon olduğu için ghrelin hormonu seviyeleri gıda alımından önce artarken, yemekten sonra azaldığı için kabul edilmektedir. Bu özelliği nedeniyle “açlık hormonu” olarak adlandırılmaktadır, aynı zamanda açlık hissinin temel sorumlusu olarak değerlendirilmektedir.
Ghrelin hormonu başlıca midenin içinde olmak üzere sindirim sisteminin içinde salgılanır. Bu hormonun salgılanması açlık durumuna bağlıdır. Yemek öncesi kanda bulunan ghrelin miktarı artar, yemek sonrası ise azalır. Bu konuda yapılan klinik çalışmaları inceleyen Nuriye Bayar’ın yaptığı araştırmalarda, ghrelin hormonu beyin üzerinde etki göstererek, iştahı ve yemek yeme arzusunu arttıran bir rol üstlendiği ve kandaki ghrelin miktarının midenin boşalma hızıyla ilgili olduğuna dair önemli bulguların varlığı vurgulanmaktadır. Bu bilgilerin ışığında, midede uzun süre kalmadan hızla sindirilen bir yiyeceğin, midede uzun süre kalan ve yavaş sindirilen bir yiyeceğe göre kişiyi daha hızlı acıktırdığı öngörüsü yaygın bir kabul görmekte ve beslenme alışkanlılarını bu fizyolojik mekanizmalarla şekillendirmenin beslenme sağlığı adına büyük önem taşıdığına dikkat çekilmektedir.
Beslenme sağlığı konusunda yürütülen bazı çok merkezli araştırmalarda, obezite sorunu yaşayan bazı bireylerin kilo verdiğinde kandaki ghrelin miktarının arttığı, zayıf kişiler kilo aldığında ise kandaki ghrelin miktarının azaldığı gözlemlenmiştir. Bu sonuçlar dikkate alındığında, ghrelin miktarlarının beslenmeden etkilenerek değişkenlik gösterdiğini söylemek mümkündür. Kilo kaybedenlerin, kaybettikleri kiloyu korumakta zorlanmalarının arkasındaki temel nedenlerden birinin de; kilo verdikçe kandaki ghrelin hormonun yükselmesine bağlı olarak, artan iştahın varlığı olarak bilinmektedir
Beslenme sağlığına uygun kilo verebilmek için, ghrelin hormonunu kandaki seviyelerin düşürülmesi gerekmektedir. Ghrelin hormonunu düşürebilmek için tüketilmesi gereken besinlerin başında yüksek lifli gıdalar gelmektedir. Lifin fazla olması bağırsak sistemindeki gıda hacmini arttıracak ve açlık hissinin oluşmasının önüne geçerek ghrelin hormonunu yükselmesi önlenecektir. Bu nedenle, son yıllarda kepekli gıdaların daha çok tüketilir olması, sağlıklı beslenme ve kilo kontrolü açısından olumlu bir adım olarak değerlendirilmeli ve günlük beslenme alışkanlığı içinde lifli gıdaların oranının arttırılmasına dikkat edilmelidir.