Sayfa Yükleniyor...
Üzerine hac farz olup da, bunu yerine getiremeden ölen kişi, vasiyet etmişse, vasiyetinin yerine getirilmesi gerekir. Vasiyet etmemişse, varisleri isterlerse onun adına hac yapabilirler. Nitekim hacca gitmeyi adayan, fakat edâ edemeden ölen bir kadının kardeşi, ne yapması gerektiğini öğrenmek amacıyla Hz. Peygamber’e sorduğunda Hz. Peygamber, “Ölen kardeşinin borcu olsaydı öder miydin?” diye sormuş, adam da, “Evet ya Rasulallâh!” deyince, Allâh Resulü: “O halde Allâh’a karşı olan borcunu da öde! Çünkü o ödenmeye daha lâyıktır.” buyurmuştur. Buna göre kendisine hac ibadeti farz olduğu halde eda etmeden ölen kişinin yerine hacca gidilebilir.
Sebepsiz olarak bir mezarı başka bir yere nakletmek caiz mi?
Kabrin olduğu yerden yol geçmesi, su altında kalması veya bulunduğu yerin başkasına ait olup sahibinin orada cenaze defnine izninin bulunmaması gibi zorunlu bir durum bulunmadıkça, defnedilen cesedin başka bir mezarlığa nakledilmek üzere, çıkarılması dinen caiz değildir. Bu konuda ölenin vasiyetinin bulunması, mezarın yakınları tarafından ziyaret edilmesinin çok zor olması, yolunun olmaması gibi hususlar, kabrin nakli için geçerli mazeret sayılmaz.
Komşunun komşu üzerindeki hakkı nedir?
İslam, komşu haklarına büyük önem vermiştir. Önem verdiği gibi komşu hakları hususunda emir ve tavsiyeler de bulunmuştur. Komşu ile iyi geçinmek, iyi bir Müslüman olmanın alameti sayılmıştır.
Bu sebeple, kalbi iman ile aydınlanmış, gönlü İslam’ın güzellikleriyle bezenmiş olan her Müslüman’ın yakın, uzak bütün komşularına iyilik etmesi ve onlara hayırlı bir komşu olması gerekmektedir. Şüphesiz insanın aile bireylerinden sonra en yakın, çevresi komşularıdır. Müslüman, komşularıyla güzel geçinen, seven sevilen aranan güven veren bir insandır. Çünkü çevresine güven vermeyen bir insan, olgun bir mümin olamaz. Nitekim Hazret-i Peygamber bir hadisi şerifinde buna işaret ederek şöyle buyurmuştur: “Müslüman elinden ve dilinden emin olunan kimsedir.” Sevgili Peygamberimiz komşuluk ilişkileri ili ilgili ayrıca şöyle veciz sözler söylemiştir. “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, komşularına iyilik etsin.” “Allah katında arkadaşların en iyisi, arkadaşlarına iyi davranan; komşuların en iyisi de, komşusuna en iyi davranandır.”, “Cebrail, bana komşuyu o kadar tavsiye etti ki, komşuyu komşuya mirasçı yapacak zannettim.” Bu hadislerden de anlaşıldığı gibi komşu hakları, dinimizin üzerinde titizlikle durduğu bir konudur. Bu itibarla, iyilik ve ikramda bulunmak, selamlaşmak, ziyaretlerine gitmek, yardımlarına koşmak, sevinçlerini ve kederlerini paylaşmak, güler yüzlü davranmak, hediyeleşmek, düğün ve derneklerine katılmak, cenazelerine iştirak etmek, başsağlığı dilemek, zarar verecek hareketlerden sakınmak, ayıp ve kusurlarını araştırmamak, ihtiyaçlarını gidermeye çalışmak, komşularımıza karşı başlıca görevlerimizdir. En yakın komşumuzdan başlamak suretiyle evimizin ve iş yerimizin civarında bulanan herkes komşumuzdur. Dolayısıyla her birisinin üzerimizde komşuluk hakları bulunmaktadır. Onun için her Müslüman, en yakından başlamak üzere, bütün komşularına elinden gelen ilgiyi göstermelidir. O halde toplum içinde sevilen bir insan, Allah indinde övülen bir kul olmak istiyorsak kendimiz için istediğimizi komşularımız için de istemeliyiz. Komşularımızla güzel geçinmeli, onları hiçbir şekilde rahatsız etmemeliyiz. Gizli sırlarımızı araştırmamalı, eksiklerini gidermeye çalışmalı, sevinç ve kederlerine ortak olmalı, her hususta yardımlarına koşmalıyız. Unutulmamalıdır ki hayırlı insan topluma, insanlara faydası olandır.
Günün Ayeti
Şeytan size düşmandır. Siz de onu düşman tutun. O etrafına toplanan taraftarlarını ancak cehennemliklerden olsunlar diye davet eder. Fıtır 35/ 6.
Günün Hadisi
Üç şeyin şakası da ciddidir ciddisi de ciddidir ve de geçerlidir. Nikah, boşama, dinden dönme.
Günün Sözü
En çabuk kuruyan şey gözyaşıdır. Çicero
Günün Duası
Allah’ım, evimizden, ailemizden ve de iş yerimizden huzuru eksik etme.
Bunları biliyor muyuz?
Arafat nedir?
Hacı adaylarının “vakfe” yapmak üzere arefe günü toplandıkları, Mekke’nin güneydoğusunda bulunan bir bölgedir.
Günün Nüktesi
Bulamaç Aşı
Ebû Muhammed Cerîrî hazretlerine bir gün talebeleri; - Efendim, sizi üzen, unutamadığınız bir hâdise var mıdır? Diye sordular. Cevabında buyurdu ki: “Bir gün ikindi namazında mescidimize, hâlinden garip olduğu anlaşılan bir kimse geldi. Abdest alıp namaz kıldı ve namazdan sonra başını önüne eğip tefekküre başladı. O gün akşam yemeğinde, halife bizleri davet etmişti. Gideceğimiz zaman o kimsenin yanına yaklaşıp; “Biz davete gidiyoruz siz de bulunmak ister misiniz?” dedim. Başını kaldırdı. “Davete gitmeyeyim. Bir bulamaç aşı getirebilirseniz yerim. Yoksa siz bilirsiniz, dedi.
Ben de, her halde bizim arkadaşlarla beraber olmak istemiyor diye düşünüp, kendisine fazla iltifat etmedim. O gece rüyamda Peygamber efendimizi gördüm. Yanlarında yaşlıca iki zat ve arkalarında kendilerini takip eden birçok kimseyle geliyorlardı. Yanımdakilere, Peygamber efendimizin yanındaki iki zatın kim olduklarını sordum. Birisi İbrahim Halîlullah, diğeri Musa Kelîmullah ve arkalarındakiler de binlerce nebidir, dediler. İleri atılıp kendileri ile konuşmak istedim. Fakat Peygamber efendimiz bana iltifat etmediler. “Ya Resûlallah! Ne kabahatim var ki, mübarek yüzünüzü benden çeviriyorsunuz?” dedim. “Dostlarımızdan biri senden bulamaç aşı istedi. Sen ise vermekten çekindin.” buyurdular. Ağlayarak uyandım. Hemen mescide koştum. O zat hâlâ başı önüne eğik olarak tefekkür ediyordu. Kendisine; “Ey efendim! Arzunuzu yerine getirebilmem için bir miktar bekleyiniz, dedim.
Tebessüm edip; “Bir kimse bir ihtiyacını size söylüyor. Siz de, yüz yirmi bin nebi şefaat etmedikçe onu yerine getirmiyorsunuz değil mi? dedi ve çıkıp gitti. Bundan sonra ne kadar aradım ve sordum ise kendisini bulamadım. İşte kırk yıldır bu hâdisenin üzüntüsü bende devam ediyor, buyurdu.