Mutluluk ve Rıza

Filiz Akkaya

Mutluluk, ulaşılması bir çok şartlara bağlı, zor elde edilebilen ancak çabuk kaybedilen bir hal olarak beynimize kazılmıştır. Mutlu olan birini gördüğümüzde ne kadar da gıpta ile bakarız. Bizim ulaşamadığımız o hal, yüzünden, gözünden, dudaklarındaki tebessümünden akıyor. Bizim hayat ile ettiğimiz onca mücadelenin onda birini etmemiş birinin bu şekilde mutluluk ile ödüllendirilmesi bizi biraz da huzursuz eder.

Peki mutluluk mücadele mi gerektiriyor? Şartları neler? Bizler için beklentilerimizin yerine gelmesi bir mutluluk sebebi. Bir çocuğun istediklerini alabilmesi, bir öğrencinin sınavdan yüksek not alması, bir yetişkinin istediği kariyere ulaşabilmesi, istenilen güzellik, istenilen maddiyat derken uzar gider. Beklentilerin çokluğuna dikkat edecek olursak, mutluluk için ne çok şartın yerine gelmesi gerektiğini fark edip umutsuzluğa düşebiliriz. Biri gerçekleşse, o anlık mutluluğun ardından diğer beklenti sırayı alacak. O da gerçekleştiği zaman bir mutluluk daha kazanacağız. Peki bu ne kadar sürecek? Bir sonraki beklenti oluşana kadar. Biz hep anlık mutlulukların peşinden mi koşacağız? Oysa böyle avucumuza sıkıştırılmış pölük pörçük parçacıklar değil de, süreklilik arz eden bir hal olmalıydı.

Bunun için bizim rıza makamına ulaşmamız gerekir belki de. Anda verilenler, beklentilerimizin dışında olsa da, kabul durumuna geçebilmek gerek. O anki durumu değiştirme şansımız belki yok ama, bir sonraki adımı daha iyi tasarlayıp atabilme potansiyelimiz mevcut. Sürekli değişen, gelişen sistem içinde bizim uyum sağlamamız için gereken her türlü potansiyelimiz var. O halde anda gelen olumsuzluğun mutsuzluk yaratmasına meydan vermeden kabul durumuna geçip, bir sonraki adıma odaklanmalıyız. Gerçeği olduğu gibi kabul etme, mutsuzluğu saf dışı etmedir. Hatta mutlu olma halinin ta kendisidir.

Razı olmak pasifik değil, aktifliktir. Güçsüzlük değil, sorunlara kafa tutmaktır. Sistemi kabul etmektir. Gecenin ve gündüzün ard arda geldiğini bildiğimiz halde iki gündüzün ard arda gelmesini beklemek bizi mutsuz ederken, gündüzün ardındaki geceyi vakarla karşılamak, kabul durumuna geçmek, beklentiyi ve mutsuzluğu silmektir. Bu katı bir örnek olmakla birlikte, bazen ulaşamayacağımız beklentilerimizin bizi ne kadar dibe çekebileceğini görmek için iyi bir farkındalıktır.

Beklentilerimiz, olabileceğimiz kadar ile örtüşebilmeli. Çevremizin dayattığı istek ve hedefler doğrultusunda olmamalı. Doğduğumuzdan bu yana günbegün kendi romanımızın sayfalarını yazmaktayız. İyisiyle kötüsüyle sahiplenmeliyiz bu romanı. Bazı sayfaları iç açıcı olmasa da, sonraki sayfalara daha güzel cümleler sıralamak bizim becerimiz dahilinde. Bu yüzden, kendi romanımıza razı olmak ve kapasitemiz dahilinde daha da güzelleştirmeye gayret göstermek, süregelen bir mutluluk halidir.