Medeniyetin İzleri Çok, Yol Haritası Yok
15 Nisan… Takvimde bir gün gibi durur ama aslında bir hafızadır, bir çağrıdır. Ezidilerin Çarşema Sor bayramı… Yani Kızıl Çarşamba… Bu toprakların kadim kültürlerinden biri, yüzyılların içinden süzülüp gelen bir miras…
O gün köy yollarındaydım… Güven (Bacın), Mağara (Kivex), Oyuklu (Taqa)… Her biri tarih kokan, her biri ayrı bir hikâye taşıyan yerler… Ama o gün hepsinde ortak bir manzara vardı: büyük bir kalabalık… Daha doğrusu, bir özlemin buluşması…
Yurt dışından gelenler… Yıllardır memleket hasreti çekenler… Bayramı kendi topraklarında kutlamak isteyen Ezidiler… Ve meraklı ziyaretçiler… Binlerce insan… Belki on binler… Çoluk çocuk, genç yaşlı herkes aynı coşkunun içindeydi. Özellikle mağara köyünde adım atacak yer yoktu…
İşte bu tablo bize çok şey anlatıyor.
Bir kültür yaşıyorsa, insanıyla yaşar… İnsan geliyorsa, orada bir değer vardır… Değer varsa, korunması ve geliştirilmesi gerekir…
Buraya kadar her şey güzel.
Ama bir de madalyonun diğer yüzü var.
Bu kadar büyük bir kalabalık, beraberinde bazı ihtiyaçları da getirir. Bu bir eleştiri değil, bir tespit… Çünkü böyle günler aynı zamanda birer sınavdır. Hazırlığın, planlamanın ve öngörünün sınavı…
Şunu açıkça söylemek gerekir: Bu yoğunluk sürpriz değil. Geçmiş yıllar incelense, gelen insan sayısı az çok tahmin edilebilir. Ve buna göre hazırlık yapılabilir.
Öngörülü idare anlayışı da tam burada devreye girer.
İdareci sadece görüneni değil, görünmeyeni de hesap eder. Duvarın arkasını görür. Dağın ardını görür. Sadece bugünü değil, yarını da düşünür. İnsan odaklıdır… Gelen her bir ziyaretçinin neye ihtiyaç duyacağını hisseder.
Planlıdır… Kalabalığı yönetir, yönlendirir.
İletişimi güçlüdür… İnsanlara yol gösterir, onları yalnız bırakmaz.
Ve en önemlisi, çözüm üretir…
Çünkü mesele sadece bir kalabalığı karşılamak değil; o kalabalığı memnun ederek uğurlamaktır. Mutlu ayrılan her ziyaretçi binlerce yeni ziyaretçi demek…
Peki ne yapılabilir?
Aslında cevap zor değil.
Bu tür yoğun günler için geçici ama etkili çözümler üretilebilir. Yeteri kadar seyyar lavabolar kurulabilir. Karavan tipi yiyecek ve içecek alanları düzenlenebilir. Yönlendirme tabelaları hazırlanabilir. Bilgilendirme ekipleri oluşturulabilir. Bilgilendirici panolar oluşturulabilir. Trafik akışı daha iyi planlanabilir, daha iyi bir iletişim için Gsm operatörleri ile diyaloğa geçip verici istasyonları kurulabilir ve olanların kapasiteleri mevcut kalabalığa yetecek şekilde artırılabilir…
Bunların hiçbiri büyük yatırımlar gerektirmez. Ama büyük farklar oluşturur.
Bir diğer önemli konu ise veri… Kaç kişi geldi? Nereden geldi? Bu soruların cevapları bilinirse, gelecek yıllar için daha güçlü bir plan yapılabilir. Çünkü ölçmeden yönetilemez, sağlıklı çözüm geliştirilemez…
Çünkü plansızlık, en büyük kayıptır.
Oysa elimizde çok kıymetli bir fırsat var.
Ezidi köyleri… Sadece bir bayramın değil, bir kültürün merkezidir. Bu köyler, inanç turizmi açısından önemli bir potansiyele sahiptir. Doğru bir planlama ile yılın bazı günleri değil, her döneminde ziyaret edilen yerler haline gelebilir. Hatta bu köylerdeki eski evler aslına uygun bir şekilde onarılırsa binlerce kişinin konaklayabileceği butik oteller haline getirilebilirler…
Bu da bölgeye sadece kültürel değil, ekonomik bir canlılık kazandırır.
Unutmamak gerekir ki turizm, bir hikâyeyi doğru anlatabilmektir. Bu köylerin hikâyesi var… Hem de çok güçlü bir hikâye…
Yapılması gereken, bu hikâyeyi doğru bir şekilde sunmak ve desteklemektir.
Bugün yaşanan yoğunluk bize bir şeyi gösterdi: Bu değerler ilgi görüyor. İnsanlar gelmek istiyor. O halde yapılması gereken, bu ilgiyi sürdürülebilir hale getirmektir.
Belki küçük adımlarla…
Ama doğru adımlarla…
Çünkü bazen büyük değişimler, küçük dokunuşlarla başlar.
Ve unutmayalım…
Turabdin bölgesi essiz ama derin. Taşın dili var burada. Süryani’nin duası, Ezidi’nin hatırası… Yüzyılların içinden süzülüp gelmiş. Kiliseler, manastırlar, kadim köyler, tarihi camiler, ören yerleri, eski mağaralar, Evliya türbeleri… Her biri birer belge. Her biri yaşayan tarih. Şimdi yeni bir kapı aralanıyor. Süryani ve Ezidi köylerine düzenlenecek turlar… Sadece bir gezi değil, bir hafıza yolculuğu. Düzenli hale gelirse… Turabdin anlatılır, bölge canlanır, ekonomi nefes alır. Kısacası… Geçmişin izleri, geleceğin fırsatına dönüşür.
Hülasa: bir yeri değerli kılan, sadece geçmişi değil; o geçmişe bugün nasıl sahip çıktığımızdır.
Selam ve saygılarımla.