Anadolu’da bazı hikâyeler vardır… Sessiz başlar… Ama ısrarla yürür. Midyat’ın Organize Sanayi Bölgesi hikâyesi de öyle… Takvimler 2012’yi gösterdiğinde… Ben ve arkadaşlarım bir yola çıktık. Ne büyük kürsülerimiz vardı… Ne de yüksek sesimiz… Ama bir şeyimiz vardı: İnanç… Sabır… Ve memlekete duyduğumuz derin sevda… İmza topladık. Kapı kapı dolaştık. Derdimizi anlattık. Ve o imzalar… Bir dosyaya girdi. Bir dosya, bir umuda dönüştü. Kaymakamlığa sunduk. Aradan yıllar geçti… Kolay mı? Değil… Bürokrasi… Zaman… Bekleyiş… Ama vazgeçmedik. Her davette, her toplantıda aynı cümleyi kurduk: “Midyat’a Organize Sanayi Bölgesi şart…” Her görüşmede aynı ısrar: “Bu memleket üretmek istiyor…” Bu süreçte Midyat Organize Sanayi Bölgesinin yapımı için yaptığımız müracaatın, başta Mardin Valimiz olmak üzere Midyat Kaymakamımız, Midyat Belediye Başkanımız ve Mardin Sanayi ve Ticaret Odası Başkanımız tarafından sahiplenilmesi ve ısrarlı şekilde takip edilmesi neticesinde bugün çok önemli bir aşamaya gelinmiştir. Bu vesileyle kendilerine şükranlarımızı sunuyoruz. Bugün gelinen nokta… Yer tahsisi yapılmış. İmar çalışmaları tamamlanmış. Parselasyon bitmiş. Artık sıra… Altyapıda. Yani… Hayalin toprağa değdiği yerdeyiz. Ama asıl mesele şimdi başlıyor. Çünkü sanayi sadece bina değildir. Sanayi, bir akıldır… Bir vizyondur… Bir tercih meselesidir. İşte tam da burada önemli bir soru: Bu alan kime hizmet edecek? Cevap net. Yıllardır bu topraklarda alın teri döken bir sektör var: Tekstil ve hazır giyim… Sessiz ama güçlü… Gösterişsiz ama üretken… En önemlisi… İstihdamın bel kemiği… Mardin’de… Midyat’ta… Dicle Havzası’nda… Binlerce insanın ekmek kapısı… O halde bir hak teslimi gerekiyor. “Tarlada teri olmayanın, harmanda yüzü olmamalı…” Bu söz sadece bir atasözü değil… Bir adalet çağrısıdır. Organize Sanayi Bölgesi’nde ilk ve en geniş alan bu sektöre ayrılmalı. Çünkü tekstil sektörü organize bir alanda, şehrin kalabalığından ve karmaşasından biraz uzakta, birbirinin tecrübesinden istifade edebilecek, bilgi ve deneyim paylaşımını güçlendirebilecek, kurumsallaşabilecek, ihracatı ve katma değeri bir vizyon olarak benimseyebilecek şekilde yapılanmalıdır. Bu yapı sayesinde katma değer üretimi artacak, firmalarımız niş ürünlere yönelerek rekabet gücünü yükseltecektir. Aynı zamanda mahallelerimizin içindeki yoğunluk, trafik ve düzensizlik önemli ölçüde azalacak; şehir nefes alacaktır. Firmalarımız ise daha planlı, daha güvenli bir ortamda geleceğe daha umutla bakacak, büyüyecek ve kurumsallaşacaktır. Peki sonra? Eğer alan kalırsa elbette diğer sektörler… Ama planlı… Ama etap etap… Çünkü gelişme rastgele değil, stratejiyle olur. Bir başka önemli başlık daha var. Belki de bu işin kaderini değiştirecek bir önerimiz var: Midyat OSB, demiryolu ile Mardin lojistik merkezine bağlanmalı. Çünkü üretmek yetmez… Ulaştırmak gerekir. Çünkü ihracat yol ister. Demiryolu maliyeti düşürür, rekabeti artırır, ufuk açar. Şimdi tabloya yukarıdan bakalım… Ortada ne var? Bir şehir… Bir irade… Bir mücadele… Ve bir gerçek: Midyat, Dicle Havzası’nın kalbinde… Turizm var… Ticaret var… Tarih var… Ama en önemlisi: Genç bir nüfus var. Çalışmak isteyen… Üretmek isteyen… Hayata tutunmak isteyen… İşte mesele tam burada… Bu gençlere ne vereceğiz? İş mi? Yoksa sadece umut mu? Mardin Tekstil ve Giyim Sanayicileri Derneği yönetimi olarak verdiğimiz mücadele sadece bir sektör mücadelesi değil. Bu bir gelecek meselesidir. Bir kalkınma meselesidir. Bir memleket meselesidir. Bugün atılacak doğru bir adım yarın binlerce hayatı değiştirebilir. Ve unutmayalım… Bazı şehirler vardır… Kaderini bekler. Bazı şehirler vardır… Kaderini yazar. Midyat, ikincisine daha yakın. Yeter ki ısrar devam etsin, adalet gözetilsin, vizyon kaybolmasın. Çünkü arkadaşlarımızla attığımız o ilk imza… Belki de bir şehrin kaderini değiştirecek yolun başlangıcıdır.