Midyat’a kitap fuarı yakışır

Halil El

Dicle Havzası’nın merkezinde bir şehir düşünün… Taşı konuşur, sokağı anlatır, kapıları tarih fısıldar… Adı: Midyat. Ama bugün size taşlardan değil, kitaplardan söz edeceğim.

Geçtiğimiz aylarda yolum Cizre’ye düştü, ardından İdil… Kitap fuarları… Kalabalıklar, heyecan, kitapla buluşmanın sevinci… Daha öncesinde ise İstanbul’da ve Midyat’ta tam 13 kitabım için imza törenleri gerçekleştirdim. Okuyucuyla birebir temas, gençlerle sohbet, çocukların gözlerindeki o ışıltı… Bütün bu programlardan sonra gözlemlerim ve tecrübelerim bana şunu söyletiyor: Bu memlekette kitaba karşı büyük bir iştiyak var.

Sonra döndüm Midyat’a… Ve içimde büyüyen bir soru: Neden burada yok?

Çünkü gerçek şu: Dicle Havzası’nda belki de hiçbir şehir Midyat kadar kütüphaneye sahip değil. Bebek kütüphaneleri, çocuk kütüphaneleri, gençler için alanlar, yetişkinler için okuma salonları… Yani altyapı var, ilgi var, potansiyel var. Kültür var.  Ama kitap fuarı yok.

İşte garipsenecek olan tam da bu değil mi? Potansiyeli az olan şehirlerde bile kitap fuarları kuruluyor, kütüphaneleriyle öne çıkan Midyat’ta böyle bir organizasyon bir an önce başlamalı.

Oysa hayal edelim: Bir hafta sürecek olan bir kitap fuarı… Her gün yerel ve ulusal yazarlar… Söyleşiler, imza günleri, açık oturumlar… Öğrenciler yazarlarla tanışıyor, fotoğraf çektiriyor, sohbet ediyor… Gençler edebiyat üzerine tartışıyor, beyin fırtınası yapıyor… Yeni çıkan kitaplar halkla buluşuyor… Ve en kıymetlisi yerel yazarlar kendi insanıyla hemhal oluyor, gençlere dokunuyor, onlara yol gösteriyor. Çünkü bazen bir gencin kaderini değiştiren şey uzak bir isim değil, kendi şehrinden çıkan bir örnektir.

Yerel yazarlar bu toprağın sesi, bu şehrin hafızasıdır. Onlar ulaşılabilir hayaller, canlı örnekler, yol göstericilerdir. Bir şehir onlara sahip çıktıkça büyür.

Unutmayalım: Kitap fuarları sadece bir etkinlik değildir. Kitap fuarları bir şehrin üzerine yağan ilim, irfan, nezaket, sevgi ve saygı bulutlarıdır. Sessizce gelirler ama derin iz bırakırlar; bir çocuğun kalbine düşer, bir gencin aklını aydınlatır, toplumun ufkunu genişletir.

Midyat işte tam da bu yüzden bu bulutları fazlasıyla hak ediyor. Yılda milyonlarca ziyaretçisiyle, tarihiyle, kültürüyle, insanıyla sadece bir turizm merkezi değil, bir kültür merkezi olmayı hak ediyor.

Midyat gibi tarihi ve kültürel kimliği güçlü bir şehirde, kültür ve sanat hayatı aralıklı değil, sürekli olmalıdır. Her hafta, her ay düzenlenecek yazar-okur buluşmaları, söyleşiler ve konferanslar; ilkokuldan liseye kadar öğrencileri kitapla buluştururken, yüksekokul ve fakülte gençliğini de düşünce dünyasının içine çekecektir. Çünkü bir şehir, ancak kültürel etkinliklerle nefes alır; yazarla buluşan genç, gelecekle buluşur. Zira okuyan ve düşünen toplum hakikati bulur…

Buradan açık bir çağrıda bulunuyorum: Riyaset makamındaki yetkililere, yerel yönetimlere, kültür ve sanat kurumlarına… Midyat için bir kitap fuarı düzenleyin. Ama sıradan değil; ruhu olan, gençliği içine alan, yerel yazarları merkeze koyan bir fuar…

Çünkü mesele sadece kitap değil. Mesele bir çocuğun “Ben de yazacağım” demesi, bir gencin “Ben de başaracağım” demesi, bir toplumun “Biz de varız” demesi…

Ve inanıyorum… Bir gün Midyat’ta bir hafta sürecek fuarda gökyüzüne baktığımızda bulutlar değil, bilgi yağacak. Ve o gün bu şehir sadece geçmişiyle değil, geleceğiyle de konuşulacak.