Çanakkale’ye Geldiler… Ama Geçemediler
- Oluşturulma Tarihi : 18.03.2026 10:41
- Güncelleme Tarihi : 18.03.2026 10:41
Bazen bir milletin büyüklüğü yalnızca kazandığı zaferlerle değil, o zaferlerin ardındaki insan hikâyeleriyle anlaşılır. Çanakkale tam da böyle bir yerdir. Haritalara bakarsınız, orduların yerini görürsünüz; gemilerin adını, topların menzilini okursunuz. Ama biraz derine indiğinizde başka bir şeyle karşılaşırsınız: Bir milletin vicdanıyla, inancıyla ve fedakârlığıyla.
Çanakkale, yalnızca askeri bir savaş değildir. Çanakkale, bir insanlık destanıdır.
18 Mart 1915’te dünyanın en güçlü donanmaları Çanakkale Boğazı’na dayanmıştı. İngiliz ve Fransız savaş gemileri modern toplarıyla boğazı geçip İstanbul’a ulaşacaklarını sanıyorlardı. Plan basitti: Boğaz geçilecek, İstanbul düşecek, Osmanlı Devleti teslim olacaktı.
Ama hesaba katmadıkları bir şey vardı.
Anadolu insanının yüreği.
O gün Çanakkale’de yalnızca askerler değil, bir millet savaşıyordu. Anadolu’nun dört bir yanından gelen gençler… Kimi liseli, Kimi Tıbbiyeli, kimi medrese talebesi, kimi çiftçi, kimi işçi… Hepsi aynı siperlerde, aynı dua ile, aynı kararlılıkla.
Günün sonunda düşman donanması geri çekildi. Ve Çanakkale savunmasının kahraman komutanlarından Cevat Çobanlı Paşa, tarihe geçen o kısa ama büyük cümleyi söyledi:
“Geldiler… fakat geçemediler.”
Bu söz yalnızca bir askeri başarıyı anlatmıyordu. Bu söz, bir milletin iradesini anlatıyordu.
Çanakkale’yi anlamak için sadece o cümleyi değil, siperlerde yaşanan insanlık sahnelerini de hatırlamak gerekir.
Savaşın en çetin günlerinde cephe gerisinde yaralı askerler vardır. Yaralı oldukları için cephe gerisine alınmışlardır. Onlara yemek getirildiğinde söyledikleri sözler bugün hâlâ insanı hayrete düşürür.
Derler ki:
“Bize yemek vermeyin… savaşacak olanlara verin.
Hatta bizim yemeğimizi de onlara götürün.
Biz zaten yaralıyız… belki birazdan şehit olacağız.
Ama asıl milletimiz için savaşacak olanlara milletimizin ihtiyacı var.”
İşte Çanakkale budur.
Yaralı haldeyken bile kendisini değil, cephede savaşan arkadaşını düşünen bir insanın büyüklüğü…
Kendi lokmasını cephedeki askere gönderen bir vicdan…
Böyle bir ruhun karşısında hiçbir donanma duramazdı.
İşte bu yüzden tarih şu cümleyi yazdı:
“Çanakkale geçilmez.”
Çanakkale’de savaşanlar yalnızca silahla değil, yürekle savaştılar. Mermi bittiğinde süngüyle, süngü bittiğinde imanla direndiler. Çünkü onlar için vatan yalnızca bir toprak parçası değildi. Vatan, geçmişin hatırası ve geleceğin umuduydu.
O siperlerde bir başka gerçek daha vardı: Bir milletin kardeşliği. Doğudan batıya, kuzeyden güneye Anadolu’nun her köşesinden gelen insanlar aynı siperde omuz omuza duruyordu. Farklı şehirlerden, farklı hayat hikâyelerinden gelen bu insanlar aynı sözde birleşiyordu:
“Vatan sağ olsun.”
Bu yüzden Çanakkale yalnızca askeri bir zafer değildir. Çanakkale, bir milletin karakteridir.
Bugün o zaferin üzerinden 111 yıl geçti. Ama Çanakkale hâlâ bize bir şey söylüyor.
Diyor ki:
Bir millet bir olursa,
Bir millet vatanına sahip çıkarsa,
Bir millet umudunu kaybetmezse,
Hiçbir güç onu yenemez.
Bugün bizlere düşen görev bellidir. Şehitlerimizin bize emanet ettiği bu cennet vatanı daha güçlü ve daha müreffeh bir geleceğe taşımak. Çünkü bu topraklar kolay kazanılmadı. Her karışında bir şehidin duası, bir annenin gözyaşı, Milletimizin büyük fedakârlığı vardır.
Ve Çanakkale’yi düşündüğümüzde aklımızda üç büyük söz kalır.
Birincisi:
“Çanakkale geçilmez.”
İkincisi, Cevat Çobanlı Paşa’nın tarihe geçen sözü:
“Geldiler… fakat geçemediler.”
Üçüncüsü ise Çanakkale ruhunu anlatan o eşsiz fedakârlık:
“Bize yemek vermeyin… savaşacak olanlara verin.
Bizim yemeğimizi de onlara götürün.
Biz şehit olabiliriz ama milletimizin asıl ihtiyacı savaşacak olanlardır.”
İşte Çanakkale’nin gerçek gücü burada saklıdır.
Topta değil…
Gemide değil…
Ordunun büyüklüğünde değil…
İnsanın yüreğinde.
Bu duygu ve düşüncelerle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Çanakkale’yi geçilmez kılan kahraman komutanlarımızı, Cevat Çobanlı Paşa’yı, aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.
Ve bir kez daha tarihe selam veriyorum:
Geldiler…
Ama geçemediler...