Turizmin geleceği ayrıntıda gizlidir

Halil El

Bazı şehirler vardır…

Tarih, kültür ve doğa onların en büyük sermayesidir.

Mardin, Midyat ve Dicle havzasının birçok kenti işte böyle şehirlerdir.

Taşın dile geldiği sokakları, binlerce yıllık manastırları, camileri, medreseleri, hanları ve çarşılarıyla yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın dikkatini çeken bir kültür hazinesidir.

Ancak günümüz turizm anlayışında başarı yalnızca tarihi mirasa sahip olmakla elde edilmiyor.

Turizm biliminde kabul edilen temel gerçek şudur:

Bir destinasyonun başarısı, ziyaretçiye sunduğu toplam deneyimle ölçülür.

Güvenlik…

Temizlik…

Hijyen…

Kaliteli hizmet…

Ulaşım kolaylığı…

Trafik düzeni…

Otopark planlaması…

Makul fiyat politikası…

Gastronomi…

Hanutçuluğun önlenmesi

Ve misafir memnuniyeti…

Dijital tanıtım…

Bütün bunlar bir araya geldiğinde turizm kalıcı gelir üreten güçlü bir ekonomik sektöre dönüşür.

Aksi halde sahip olunan büyük potansiyel yeterince değerlendirilemez.

Bugün İtalya’nın Matera şehri dünyanın örnek turizm merkezlerinden biri olarak gösteriliyor.

Bir dönem yoksulluğun sembolü olan bu şehir, tarihi dokusunu koruyarak, altyapısını güçlendirerek, ziyaretçi deneyimini geliştirerek ve uzun vadeli planlama yaparak milyonlarca turist ağırlayan bir cazibe merkezine dönüştü.

Yine Venedik…

Sahip olduğu tarihi mirası korurken ziyaretçi akışını planladı, ulaşımı düzenledi, altyapısını güçlendirdi ve turizmi profesyonel bir anlayışla yönetti.

Bugün bu şehirlerin başarısının arkasında yalnızca tarih değil; planlama, koordinasyon ve kalite vardır.

Mardin ve Midyat da aynı potansiyele hatta birçok açıdan daha güçlü değerlere sahiptir.

Ancak artık yeni bir aşamaya geçmek gerekiyor.

Özellikle turistik bölgelerde Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyeleri, turizm zabıtası, turizm polisi, trafik polisi, temizlik ekipleri ve profesyonel rehberlerden oluşan koordinasyon merkezleri kurulmalıdır.

Bu ekipler gün boyunca sahada olmalı, gelen misafirlerle birebir ilgilenmeli, trafik ve otopark sorunlarını çözmeli, yönlendirmeleri eksiksiz yapmalı ve ziyaretçilerin güvenli, temiz ve düzenli bir ortamda şehirleri gezmesini sağlamalıdır.

Çünkü bazen bir şehrin kaderini dev projeler değil, küçük ayrıntılar belirler.

Medeniyet ayrıntıda gizlidir.

Aslında Mardin ve Midyat’ta sağlanacak büyük bir turizm başarısı yalnızca bu iki şehrin başarısı olmayacaktır. Filizlenecek bu başarı; bütün Dicle Havzası'nın kaderini değiştirecek bir tohum olacaktır. O tohum büyüdükçe kökleri Botan'ın vadilerine, dalları Cudi'nin eteklerine, gölgesi Hasankeyf'in taşlarına kadar ulaşacaktır. İşte o zaman kalkınma yalnız şehirlerin değil, bir havzanın ortak hikâyesine dönüşecek; Dicle Havzası tarihinin en güçlü yeniden doğuşlarından birini yaşayacaktır.

Zira Mardin ve Midyat bölge turizminin lokomotifi konumundadır.

Burada oluşturulacak güçlü bir turizm markası; İdil’i, Cizre’yi, Şırnak’ı, Botan Vadisi’ni, Dicle Nehri’ni, Ilısu Baraj Gölü’nü, kanyonları, vadileri, menderesleri, akarsuları, tarihi köprüleri, ören yerlerini ve keşfedilmeyi bekleyen eşsiz doğal güzellikleri dünya turizminin gündemine taşıyacaktır.

Nasıl ki Matera yalnızca kendi şehrini değil çevresindeki bölgeyi de kalkındırdıysa…

Nasıl ki Venedik yalnızca bir şehir değil, bulunduğu bölgenin ekonomik ve kültürel lokomotifi haline geldiyse…

Mardin ve Midyat da Dicle Havzası’nın lokomotifi olabilir.

Bunun için kültür turizmi, inanç turizmi, gastronomi turizmi, kırsal turizm, doğa turizmi ve su sporları, karavan turizmi gibi alanlar ortak bir vizyonla değerlendirilmelidir.

Boncuklu Tarla’dan Mor Gabriel’e…

Hasankeyf’ten Beyazsu’ya…

Botan Vadisi’nden Ilısu’ya…

Bu coğrafya, dünyanın sayılı turizm rotalarından biri olabilecek zenginliğe sahiptir.

Yeter ki ortak akıl oluşturulsun.

Yeter ki planlama yapılsın.

Yeter ki kurumlar koordinasyon içinde çalışsın.

Çünkü turizm sadece bugünün değil, gelecek nesillerin de ekmeğidir.

Petrol kuyuları tükenebilir.

Madenler bitebilir.

Fabrikalar başka yerlere taşınabilir.

Ama iyi korunan tarih, kültür ve doğa; yüzlerce yıl boyunca gelir üretmeye devam eder.

Mardin’in, Midyat’ın ve Dicle Havzası’nın gerçek zenginliği budur.

Ve bu zenginlik doğru yönetildiğinde sadece şehirleri değil, bütün bölgeyi birlikte kalkındıracak, birlikte büyütecek ve geleceğe daha güçlü taşıyacaktır.