Türkiye’de yıllardır sahnelenen, artık alışılmış bir oyun var: Ne zaman bu aziz milletin inancı, mukaddes değerleri ya da ecdadı gündeme gelse, hemen bir grup savunmaya geçiyor. Kullandıkları kalkanın üzerinde ise her zaman aynı slogan: 'Laiklik elden gidiyor!'
Ama burada bir soru sormak gerekir: Mesele gerçekten laiklik mi, yoksa Atatürk ve Cumhuriyet değerlerinin arkasına saklanarak bu milletin öz değerlerine, seccadesine ve tarihine karşı duyulan köhne bir 'yabancılık' mı? Kendi halkının %99’unun kutsal saydığı değerlere hakaret etmeyi çağdaşlık, kendi tarihine sırt dönmeyi ise ilericilik olarak gören garip bir zihniyetle karşı karşıyayız.
Avrupa’da Din Özgürlüğü, Türkiye’de 'Tehdit' Algısı
Bugün, medeniyetin beşiği olarak anılan Avrupa’nın ortasında, boşalan kiliseleri doldurmak ve Hristiyanlığı canlandırmak için devlet desteğiyle stantlar kuruluyor ve açıkça propaganda yapılıyor. Oralarda kimse 'Laiklik elden gidiyor!' diye feryat etmiyor. Ama ne hikmetse, Müslüman Türk milleti ve onun dinî değerleri söz konusu olunca, birileri hemen 'rejim bekçisi' kesiliyor.
Kendi ülkesinin değerlerine 'Fransız' kalan bu kesim, laikliği bir özgürlük alanı değil, inançlı insanları dövmek için bir sopa olarak kullanıyor. Bu durum artık bir hassasiyet değil, maalesef organize bir İslam karşıtlığına dönüşmüş durumda.
Atatürk’ü Kendi Milletiyle Yarıştırmak ve Tarihi İstismar Etmek
Bu ülkeyi kuran iradeyi anlamak için Çanakkale’ye, Sakarya’ya bakmak yeterlidir. Gerçek bir Atatürkçü bilir ki; Mustafa Kemal Atatürk bu Cumhuriyeti sadece askeri dehasıyla değil, sırtında mermi taşıyan dindar Anadolu kadınıyla ve dualarıyla cepheyi bekleyen din alimleriyle kurdu.
Atatürk’ün adını kullanarak bu milletin dinine hakaret etmek, aslında en büyük saygısızlığı onun aziz hatırasına yapmaktır. O, bu ülkeyi kendi halkıyla kavga etsinler diye değil, bu aziz milletin onuruyla dünyada dimdik durması için bıraktı. Kendi ecdadını, Fatih Sultan Mehmet gibi dünya tarihine yön vermiş padişahlarını inkâr eden ve onlara hakareti marifet sayan bir 'hainler korosu'nun bu vatana duyduğu sevgiyi sorgulamak gerekir. Fatih’in İstanbul’u fethettiği o iman ile Atatürk’ün Cumhuriyeti kurduğu o azim, aslında aynı kökten beslenir.
Japonya’nın Bin Yıllık Hafızası ve Bizim 'Yabancılığımız'
Uzağa gitmeye gerek yok; dünyanın öbür ucundaki Japonya’ya bakın. Bugün en teknolojik cihazları üreten o çocuklar, bin yıl önceki atalarının alfabesini öğreniyor, o mirası baş tacı ediyorlar. Geçmişlerini reddetmeden geleceği inşa ediyorlar. Kendi geçmişini inkâr eden tek bir Japon bulamazsınız.
Bizde ise durum tam tersi; kendi atasını, kendi yazısını, kendi dinini inkâr etmeyi 'aydınlanma' sanan dünyadaki tek topluluk maalesef bizim içimizdeki bu kesim. Dünyada kendi tarihine ve inancına bu denli düşman, bu kadar keskin bir nefret besleyen başka bir zihniyet bulmak imkansızdır.
Son Söz: Bu Vatan Bir Bütündür!
Laiklik, inançsızlığın veya inananlara baskı yapmanın paravanı değildir. Bu vatan; camisiyle, ezanıyla, ecdadıyla ve Cumhuriyet’iyle bir bütündür. Kendi değerlerimize saldırmaktan vazgeçip, bizi biz yapan o ruhla barışmadığımız sürece gerçek bir toplumsal huzurdan söz edemeyiz.
Bu cennet vatanı bize miras bırakan ecdadı inkâr etmek, aslında kendi varlığını inkâr etmektir. Bir millet, ancak kendi ruhuyla ve tarihiyle barışık olduğu sürece ayakta kalabilir.
Artık yeter! Gelin, bu milletin kutsalları üzerinden kutuplaşma yaratmayı bırakın. Köklerinize saldırarak değil, o köklere su vererek bu vatanı sevmeyi öğrenin. Unutmayın ki; bir ağaç ancak kökleri kadar güçlüdür ve bizim köklerimiz hem bu inançta hem de bu şanlı tarihte saklıdır.