Eski Toprak

Ümmü Gülsüm Kaplan

“Bizim zamanımızda…”

Cümlesiyle başlayan hikâyelerin bazen sonunda kendimizi gülümserken buluyoruz.

Dedemiz yazın sıcağında tarlada çalışmış,

ninemiz kışın soğuğunda sobayı yakmış,

elektrik yokken işlerini yapmış,

telefon yokken birbirlerini bulmuş…

Bugün en küçük bir şeyde “Ben bittim.” derken, onlar hayatın çok daha ağır yüklerini sessizce taşımış.

Belki gerçekten “eski toprak” dedikleri şey budur.

Hiç yorulmadıkları için değil…

Yorulduklarında da devam etmeyi öğrendikleri için.

Ama onların hayatını romantikleştirip “Biz de böyle yaşamalıyız.” demek de doğru değil.

Çünkü onların yaşadığı zorlukların çoğunu bugün yaşamak zorunda değiliz.

Bizim öğrenebileceğimiz başka bir şey var:

Her sıkıntıda hayatın bittiğini düşünmemek.

Her kötü günde her şeyin kötüye gideceğine inanmamak.

Ve bazen hayatın, bütün sorunları çözmeden de devam edebildiğini bilmek. Belki de büyüklerimizin bize bıraktığı en güzel miras bu:

Hayat her zaman kolay olmayacak.

Ama insan, sandığından çok daha dayanıklı.

O yüzden bugün bir büyüğümüz “Biz bunları da gördük.” dediğinde biraz daha dikkatle dinleyelim.

Çünkü bazı insanların hafızasında yalnızca anılar değil, hayatın nasıl devam ettiğine dair koca bir tecrübe var.