Nerede O Eski Günler?

Ümmü Gülsüm Kaplan

“Eskiden bayramlar daha güzeldi.”

Çocukluğumuzdaki bayramları anlatırken bunu ne kadar sık söylüyoruz. Sabah erkenden uyanmalar, yeni kıyafetler, kalabalık sofralar, kapı kapı dolaşmalar… Sanki o bayramlar gerçekten daha güzeldi.

Ama bugün bayram olduğunda çocuklara bakıyorum. Onlar da mutlu. Onlar da heyecanlanıyor, yeni kıyafetlerini giyiyor, harçlıklarını bekliyor, akrabalarının gelmesini istiyor. Demek ki mesele bayram değil. Belki de özlediğimiz şey, bayramın kendisinden çok o bayramı yaşayan halimiz.

Çünkü çocukken hayatın önünde çok fazla ihtimal vardı. Yarın ne olacağını bilmiyorduk ama yarının güzel olabileceğine inanıyorduk. Bir bayramı beklemek bile başlı başına heyecandı. Şimdi ise geçmişe dönüp bakıyor ve “Nerede o eski günler?” diyoruz.

Belki de aslında “Nerede o eski ben?” diye soruyoruz. Çünkü büyüdükçe yalnızca yaşımız artmıyor. Beklentilerimiz, sorumluluklarımız, kayıplarımız, hayal kırıklıklarımız da artıyor. Ve bir süre sonra insan geçmişteki güzel anıları hatırlamaktan çok, gelecekte güzel bir şeylerin olacağına inanmakta zorlanmaya başlıyor.

Belki asıl mesele de burada. Önümüzde bir bayram yok. Yani beklediğimiz, gün saydığımız, geldiğinde içimizi çocuk gibi heyecanlandıracak bir şey yokmuş gibi geliyor. Oysa insanı geçmişe bağlayan şey çoğu zaman geçmişin güzelliği değil, bugünün ağırlığıdır. Bu yüzden belki de “eski günleri geri getirmeye” değil, yeniden bekleyecek bir şeyler bulmaya ihtiyacımız var.

Yeni bir yolculuk.
Yeni bir başlangıç.
Yeni bir insan.
Yeni bir hayal.
Ya da sadece kendimize yeniden kurduğumuz küçük bir umut.

Çünkü hayatın güzelliği yalnızca geride bıraktığımız bayramlarda değil. Henüz gelmemiş bayramların ihtimalinde de saklı. Belki bugün ihtiyacımız olan şey geçmişe dönmek değil; önümüzde yeniden güzel bir şeylerin olabileceğine inanmak.