“Gerçek her zaman güzel değildir, güzel sözler de her zaman gerçek değildir.” Lao Tzu
Son dönemde ülkemizde Kadın Doğum, Çocuk ve Cerrahi branşlara açılan astronomik tazminat davaları tesadüf değildir. 10 milyon, 20 milyonluk davalar artık haber bile olmuyor. Bunu “birkaç hekim hata yaptı” diyerek bireysel malpraktis tartışmasına sıkıştırmak, asıl resmi gizlemektir. Olay sınıfsaldır. Sermayenin güvencesizleştirmesi: sağlık artık kamu hizmeti değil, piyasadır…
Şehir hastanesinde günde 80 hasta bakmak zorundasınız. MHRS 5 dakikaya randevu veriyor. 36 saat nöbetten sonra ameliyata giriyorsunuz. Serum seti yok, anestezi ekibi eksik. Bu koşullarda komplikasyon yani yan etki olunca ne oluyor? Olayları olgu örnekleriyle anlatalım…
Olgu 1: Üçüncü basamak bir hastanede, tek asistanla 4 sezaryene giren Kadın Doğum uzmanı.
Kanama gelişen hastaya yetişemediği için dava açılıyor. Soruşturmada “neden ekibin yoktu” diye sorulmuyor. “Neden 5 dakikada müdahale etmedin” diye soruluyor. Fatura hekime, kâr hastaneye… Performans sistemi de aynı. Ne kadar çok ameliyat, o kadar çok puan. Ama komplikasyon olduğunda puan değil, milyonluk dava geliyor. Sigorta şirketleri primleri 10 katına çıkardı. Genç hekim “ben bu riski alamam” deyip branş değiştiriyor. Amaç açık: Sorumlu sistemi değil, bireyi göstermek...
Hekimliği “düz işçi” haline getirmek: bilimsel özerkliğin tasfiyesi…
Astronomik davaların hedefi hekimin beynini susturmaktır. Buna “defansif hekimlik” diyoruz.
Olgu 2: Çocuk acile ateşli havale ile gelen 2 yaşındaki çocuk. Riskli. Ama doktor “dava olur” diye yatırıp 24 saat gözlem, tomografi, tüm tetkikleri istiyor. Gerek var mı? Belki yok. Ama “ya bir şey olursa” korkusu var. Sonuç: Devletin parası çöpe, ailenin zamanı çöpe.
Olgu 3: Gebeliğinde riskli bir durum var. Normal doğum tıbben mümkün. Ama doktor “dava edilirim” diye direkt sezaryene alıyor. Gereksiz ameliyat, gereksiz risk. Böylece hekim, tıp bilimine göre değil, avukatına göre karar verir hale geliyor. Karar veren bilim insanı olmaktan çıkıp talimata uyan ücretli emekçiye dönüşüyor. Mesleğin itibarı bilerek aşınıyor.
Halk sağlığının kalitesini düşürmek: fatırayı maalesef yoksul ödüyor… En büyük zararı halk görüyor.
Olgu 4: Doğu’da bir ilde Kadın Doğum uzmanı kalmadı. Gebeler 200 km öteye sevk ediliyor. Yolda doğum yapanlar, yolda kaybedilen bebekler var. Neden? Çünkü kimse o riske girmek istemiyor.
Olgu 5: Çocuk cerrahisi asistanı tercih edilmiyor. 5 yıl sonra bu ameliyatları kim yapacak? Devlet hastanesinde ameliyat sırası 6 aya çıktı. Parası olan özelde “güvenli liman” diye pazarlanan hastanelere gidiyor. Parası olmayan bekliyor. Yani sistem hem hekimi yıpratıyor hem de halkın nitelikli sağlık hakkını elinden alıyor.
SONUÇ OLARAK NE YAPMALI?
Sorun birkaç hekim değil. Sorun, sağlığı metalaştıran, hekimi güvencesizleştiren, halkı müşteriye çeviren düzendir.
GERÇEK ÇÖZÜM:
1. Kâr amacı gütmeyen, koruyucu hekimliği önceleyen kamusal sağlık.
2. Hekimin bilimsel bağımsızlığının güvencesi. Malpraktiste kusur varsa bile sorumluluğu sadece bireye değil, sisteme de kesmek.
3. Tazminat davalarında üst limit ve devlet güvencesi.
Bunun yolu hekimler olarak TTB şemsiyesi altında birleşmekten geçer. Bölünürsek kaybederiz. Birleşirsek hem mesleğimizi hem halkın sağlığını savunuruz. Sağlık emektir, ticaret değildir. Koruyucu hekimlik önceliğimizdir…
Sevgiler…
a