Trump Sadece Verilen Görevi Yapıyor
- Oluşturulma Tarihi : 08.01.2026 09:01
- Güncelleme Tarihi : 08.01.2026 09:01
“Faşistler ilk Komünistleri aldıklarında sessiz kaldım, sonuçta ben bir Komünist değildim.
Faşistler Sendikacıları aldıklarında sessiz kaldım, sonuçta ben bir Sendikacı değildim.
Faşistler Sosyal Demokratları aldıklarında sessiz kaldım, sonuçta ben bir Sosyal Demokrat değildim.
Faşistler Yahudileri aldıklarında sessiz kaldım, sonuçta ben bir Yahudi değildim.
Nihayetinde beni aldıklarında ise protesto edebilecek kimse kalmamıştı.” Martin Niemöller
Alman papaz Martin Niemöller ne anlamlı sözler etmiş. Evet bu işgale dünya halkları ses çıkaramaz ise; vay dünyamızın haline!.. ABD başkanı Trump’ın emri ile Venezuela Devlet başkanı Maduro, güya yargılanmak üzere dünyanın gözü önünde ABD’ye kelepçelenerek götürüldüğünü seyrettik.
Trump deli dolu ne yaptığını bilmeyen bir lider olmayıp, sadece ABD emperyalizminin ve bunun derin yapılarının verdiği görevi yerine getiren bir görevlisidir. Bu böyle biline! Bu olay karşısında bırakın sağı, sol kesimde de derin ayrışmalar oldu. Kimisi Maduro’yu faşistlikle itham edip, bu suçlamayı ve infazını hak ettiğini sevinç naraları atarak ABD’yi ve Trump’ı övdü. Halbuki doğru tekti. Bir ülke dünyadaki tüm hukuk kurallarına rağmen işgal edilmişti… Biliyorum, bunun tersini düşünenlere göre; Amerika’nın “Demokrasi” adına yaptığı müdahaleler çoğu zaman haklı görünmekte, ülkelere özgürlük(?) götürdüğü söylenmektedir. Ama bu sefer Venezüella’ya yönelik saldırıyı ve liderini kaçırmayı; sadece bir “saldırı” değil, bir emperyalist işgal olarak görmek gerektiğini konuyla ilgilenmeyenler bile EVET yanıtını verir.
Öncelikle ABD’nin tarihi süreçte Latin Amerika’da yaptığı müdahalelere şöyle bir göz atalım…
*1903’te Panama’nın ayrılması,
*1961’de Küba’ya yaptırımlar,
*1989’da Panama’nın doğrudan işgali…
Her seferinde “demokrasiyi korumak” bahanesiyle kendi stratejik çıkarlarını güvence altına aldığını anımsatmakta yarar var. Bugün de Venezuela’da yaşananlar, aynı serinin bir parçasıdır. Trump yönetiminin “diktatör” olarak ilan ettiği Nicolas Maduro’ya karşı “demokratik geçiş” çağrıları, aslında petrol rezervleri ile stratejik konumuna ve bölgedeki ABD nüfuzuna yönelik bir girişimdir. Bunun böyle olduğunu unutmayalım... Venezüella halkı açısından bakınca, bu saldırı sadece bir ‘DIŞ GÜÇ’ün saldırısı değil, aynı zamanda kendi yaşam koşullarına yönelik bir tehdittir. Hiperenflasyon, ilaç ve gıda kıtlığı gibi ağır ekonomik sorunlar zaten halkın sırtına yüklenmiş durumda. Dışarıdan gelen saldırının bu krizleri daha da derinleştireceğini hep beraber göreceğiz. Bu durum insanları daha fazla yoksulluk ve güvensizlikle karşı karşıya bırakıyor. Ezilen halklar için önemli olan; KENDİ KADERİNİ TAYİN ETME HAKKIDIR. Bu hakkın dış güçler, hem de ABD tarafından gasp edilmesi, emperyalizmin ta kendisi değil de nedir? Trump’ın “diktatör” söylemi, aslında bir retorik araçtır. O ve onun çevresindeki güçler, kendi çıkarlarını korumak için; demokrasiyi bir şemsiye olarak kullanmaktalar. Bu sadece Venezuela’da değil, bütün Latin Amerika’da ve aslında tüm dünyada benzer şekilde işlemektedir. Bizler bu tür müdahalelere karşı dünyanın ezilen halklarıyla beraber sesimizi yükseltmeli, “BU BİR ÜLKENİN İÇ SORUNUDUR” diyerek, sınırların dokunulmazlığını sonuna kadar her platformda savunmalıyız. Son söz olarak; ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısı, sadece bir “saldırı” değil, tarihsel bir emperyalist çizginin devamıdır. Ezilen halklar açısından bakıldığında, bu durumun arkasındaki gerçek motivasyonları görmek ve bu tür müdahalelere karşı ortak bir ses oluşturmak bizlerin, yani tüm anti-emperyalistlerin ve yurtseverlerin görevidir. Haydi hep beraber çağlamaya.
Sözlerimizi büyük ozanımız “Aşık Mahzuni Şerif” ile bitelim…
Mevlam Gül Diyerek İki Göz Vermiş
Bilmem Ağlasam Mı Ağlamasam Mı
Dura Dura Bir Sel Oldum Erenler
Bilmem Çağlasam Mı Çağlamasam Mı…
Sevgilerimle…