Anksiyete Bozukluklarında Kaçınma ve Psikoterapinin Önemi
- Oluşturulma Tarihi : 07.01.2026 09:16
- Güncelleme Tarihi : 07.01.2026 09:16
Anksiyete bozukluklarında en sık yapılan hatalardan biri, kaygı duyulan durumlardan kaçmaktır. Kaçınma davranışı kısa vadede kişiyi rahatlatıyor gibi görünse de uzun vadede beynin bu durumu daha tehlikeli olarak öğrenmesine neden olur. Beyin, kaçınılan durumu gerçek bir tehdit gibi algılamaya başlar ve her karşılaşmada daha yoğun kaygı tepkileri üretir. Böylece anksiyete, zamanla büyüyen bir kısır döngü haline gelir.
Oysa beyin, tehlikeyi nasıl öğreniyorsa, güvenli olduğunu da öğrenebilir. Kaygı duyulan durumlarla kontrollü, kademeli ve bilinçli şekilde yüzleşmek; zihne ve bedene bu durumun aslında yönetilebilir ve güvenli olduğunu öğretir. Bu süreçte hem fizyolojik tepkiler hem de zihinsel felaket senaryoları yavaş yavaş azalır.
Psikoterapi, anksiyete bozukluklarında bu öğrenme sürecini bilimsel ve yapılandırılmış bir şekilde ele alır. Kaygıyı tetikleyen düşünce kalıplarını, içsel mekanizmaları ve bedenin verdiği “yanlış alarm” tepkisini fark etmeyi sağlar. Terapi sürecinde kişi, otomatikleşmiş düşüncelerini daha rasyonel ve gerçekçi bir zeminde değerlendirmeyi öğrenir.
Kademeli ve rehberli yüzleşmelerle beyin, korkulan durumun sanıldığı kadar tehlikeli olmadığını yeniden öğrenir. Böylece kaygı tepkileri azalır, kontrol duygusu artar ve kişi yalnızca belirtilerle değil, kaygının temelindeki tehdit algısıyla da baş etmeye başlar. Buradaki yanlış algı aslında görülmeyen bir şeyin ya da karşılaşılmayan bir şeyin tamamen kaygı yaratmayacağı yanılgısıdır. Bu yanılgı aslında kaygının süreç içinde daha da büyük bir kısır döngüye girmesini sağlar. Çünkü kaygı her zaman nesnesi olan bir şey değildir. Bazen sadece zihnimizin içinde olan bir durumdan bile kaygı duyarak zorluk yaşayabiliriz. Kaygı bozukluklarında bir uzman desteği almak oldukça önemlidir. Bu süreçte psikoterapi gibi bilimsel bir tedavi yöneminin bir uzman tarafından uygulanması kişinin kaygıdan daha az zarar görmesini sağlar. Aslında kaygı da kişiye zarar vermez. Asıl zarar veren durum kaygının varlığına duyulan yanlış tehlike alarmıdır.
Özetle; kaçınma anksiyeteyi beslerken, psikoterapi güvenli bir öğrenme alanı oluşturarak kaygının döngüsünü kırmayı hedefler.