Okul Zilleri Çalarken Çocuklarımızın Kalbini Gürültüden Korumak

Metin Olataş

Eylül ayının gelmesiyle birlikte ders zilleri yeniden çaldı. Ancak her yıl olduğu gibi, okulların açılışıyla beraber aynı kısırdöngü tartışmalar, bitmek bilmeyen sorunlar ve sistemik aksaklıklar ekranları, sosyal medyayı ve yetişkinlerin sohbetlerini yeniden kapladı. Bizler büyükler olarak bu olumsuz haber bültenlerinin, ekonomik kaygıların ve eğitim sistemindeki aksaklıkların arasında bocalarken; asıl unutmamamız gereken bir kitle var: Çantalarını sırtlayıp sınıflara adımlayan çocuklarımız.
Yetişkinlerin dünyasından taşan bu gerginlik, evlerin salonlarına ve kahvaltı masalarına sızdığında, çocuk zihni bunu doğrudan bir kaygı uyarısı olarak algılar. Bir çocuğun dünyasındaki en büyük ihtiyaç “güvenlik” ve “tahmin edilebilirliktir”. Yetkililerin yetersizliklerini, krizleri veya sistemin tıkandığı noktaları sürekli çocukların yanında konuşmak, onların omuzlarına taşıyamayacakları kadar ağır bir “dünyayı kurtarma” ya da “gelecek korkusu” yükler. Çocuğun okul macerası, öğrenme ve keşfetme neşesiyle değil; “Acaba ne olacak?” gerginliğiyle başlar. Peki, makro düzeydeki sorunları bir anlığına kenara bırakıp mikro evrenimize, yani kendi evimize döndüğümüzde; evlatlarımızı bu olumsuz atmosferden nasıl koruyabilir, onlara nasıl güvenli bir sığınak olabiliriz?
1. Evin İklimini Dijital ve Sözel Gürültüden Arındırın
Çocuğunuzun yanında okul masraflarından, eğitim sisteminin eksikliklerinden ya da olumsuz gündem haberlerinden sürekli yakınmayı bırakın. Haber bültenlerinin açık olduğu, sürekli yetişkin krizlerinin konuşulduğu bir ortam, çocuğun zihninde “dünya güvenli bir yer değil” algısı yaratır. Eviniz, dışarıdaki fırtınanın içeri giremediği bir huzur limanı olmalıdır.
2. Kendi Kaygınızı Çocuğa Bulaştırmayın
Çocuklar yetişkinlerin söylediklerinden çok, hissettiklerine duyarlıdır. Sizin okul kaygınız, okula başlayan ya da devam eden çocuğa doğrudan geçer. Onların yanında sakin, kendinden emin ve destekleyici bir duruş sergileyin. Sizin “Her şey bir şekilde hallolur, biz senin yanındayız” mesajını veren duruşunuz, onun en büyük kalkanıdır.
3. Başarıyı Değil, Çabayı ve Deneyimi Öne Çıkarın
Okulu sadece notların, sınavların ve performansın ölçüldüğü bir yarış alanı olarak kurgulamayın. Çocuğunuza okulun arkadaş edinme, merak etme, yeni şeyler keşfetme ve hayata hazırlanma yeri olduğunu hissettirin. “Bugün kaç aldın?” sorusu yerine, “Bugün seni en çok ne heyecanlandırdı?” ya da “Arkadaşınla nasıl bir oyun oynadınız?” sorularıyla onun duygusal dünyasına temas edin.
4. “Güvenli Dinleme” Alanları Yaratın
Okuldan dönen çocuk, günün tüm duygusal yükünü eve getirir. Ona hemen “Ödevlerini yaptın mı?” baskısı kurmak yerine, gününün nasıl geçtiğini yargısızca dinleyin. Okulda yaşadığı kaygı veya uyum sorunlarını küçümsemeyin (“Bunda büyütecek ne var” demeyin). “Seni anlıyorum, bu duygu çok doğal ve bununla birlikte başa çıkabiliriz” diyerek duygusunu onaylayın.
5. İçsel Özsaygısını ve Direncini (Resilience) Besleyin
Sistem veya şartlar ne olursa olsun, çocuğunuza kendi sınırlarını çizebilmeyi, problem çözme becerilerini ve yardıma ihtiyacı olduğunda istemekten çekinmemeyi öğretin. Ona, yaşadığı aksaklıkların kendi yetersizliği olmadığını, hayatın içinde pürüzler olabileceğini ama kendisinin bu pürüzleri aşacak içsel güce sahip olduğunu hissettirin.
Eğitim yolculuğu, sadece okul binalarının içinde gerçekleşen bir süreç değildir. Asıl okul, çocuğun akşam kafasını yastığa koyduğunda hissettiği o iç huzurudur. Dışarıda dünya ne kadar gürültülü olursa olsun, çocuklarımızın kalbini o gürültüden korumak ve onlara “Sen değerlisin, biz buradayız ve başarabilirsin” diyebilmek bizim elimizde. Yeni eğitim yılı, çocuklarımızın merakını ve yaşama sevincini çalmayan, şefkat dolu bir yıl olsun.