10 Mart 2026, Salı 10:41
11°C İzmir

Gıda krizi hem cüzdanı hem halk sağlığını vuruyor

Gıda enflasyonu Şubat ayında yüzde 31,53’e ulaşarak dar gelirlinin mutfağındaki yangını körükledi. Ekonomist Bülent Toptaş çift haneli artış riskine karşı uyarırken, İbrahim Uğur Toprak ise yüksek fiyatların halk sağlığını ve nesillerin gelişimini tehdit ettiğini vurguladı

Gıda krizi hem cüzdanı hem halk sağlığını vuruyor haberinin görseli

KEMAL ÖZKURT – ÖZEL HABER - Vatandaşın en büyük gider kalemi olan gıda harcamaları, 2026 yılının Şubat ayında da rekor kırmaya devam etti. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) salı günü açıkladığı verilere göre, şubat ayında yıllık enflasyon yüzde 31,53 arttı. Aylık bazda artış ise yüzde 2,96 oldu. En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun aylık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 6,89 artış, ulaştırmada yüzde 2,58 artış ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 2,40 artış olarak gerçekleşti. Gıda fiyatlarındaki bu yüksek artışı değerlendiren Ekonomist Ayhan Bülent Toptaş, artışın sadece kısa vadeli dalgalanmalardan ibaret olmadığını, para politikaları ve tarımdaki yapısal sorunlarla şekillendiğini belirtti. Toptaş, üretimin zayıflaması, genç nüfusun kırsaldan uzaklaşması ve iklim kaynaklı risklerin arzı kırılgan hale getirdiğini, önlem alınmazsa aylık enflasyonda yeniden çift haneli artışların görülebileceğini vurguladı. TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu üyesi İbrahim Uğur Toprak ise yüksek gıda fiyatlarının yalnızca ekonomik bir sorun olmadığını, doğrudan halk sağlığını etkileyen bir tablo yarattığını söyledi. Artan fiyatların düşük gelirli kesimleri ucuz ve besin değeri düşük gıdalara yönelttiğini belirten Toprak, bu durumun hem taklit ve tağşişli ürün riskini büyüttüğünü hem de uzun vadede çocuklarda beslenme bozukluklarından kronik hastalıklara kadar uzanan ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırladığını ifade etti.

bülent toptaş

ÇİFT HANE RİSKİ

Gıda enflasyonunda çift haneleri rakamların görülme riskinin olduğunu ifade eden Ekonomist Bülent Toptaş, “Gıda fiyatlarındaki tırmanış Covid-19 pandemisini takip eden 2021 yılında hem küresel hem de ulusal bir sorun olarak karşımıza çıktı. O yıl dünyada gıda enflasyonu yüzde 28,2’ye yükselirken Türkiye’de yüzde 43,8 olarak gerçekleşti. Takip eden yıllarda dünyada bu oran 2025 yılında yüzde 4,3 seviyesine düştü ama Türkiye’de yüzde 30’lar civarında kaldı. Yakın geçmişte gıda ve alkolsüz içeceklerde çift haneli aylık rakamları da görmüştük. Gıda enflasyonu Aralık 2021’de yüzde 16, Nisan 2022’de yüzde 13,5 civarındaydı. Kasım 2022’de yıllık gıda enflasyonu yüzde 100’ü aşmıştı. O günlere göre çok aşağı seviyelerdeyiz ama kırılganlık hala devam ediyor. Eğer yeniden aşırı bonkör bir seçim ekonomisi başlatılır, faizler gereğinden aşağıya çekilir ve tarımın sorunları çözülmezse önümüzdeki birkaç yıl içinde gıdada aylık enflasyonu çift hanelerde ve yıllık enflasyonu da üç haneli seviyelerde görme riskimiz mevcut” diye konuştu.

gıda

- REKLAM -

GIDADA ARZ SORUNU BÜYÜYOR

Enflasyonun büyük ölçüde parasal genişlemenin bir sonucu olduğunu belirten ekonomist Bülent Toptaş, Türkiye’de 2021’de patlayan enflasyonun da faiz indirimleri ve para arzındaki artışla hız kazandığını söyledi. Gıda enflasyonunun diğer kalemlerden farklı bir yapıya da sahip olduğuna dikkat çeken Toptaş, “Faizlerin indirilmesi ve para arzındaki büyüme bütün mal gruplarında fiyat artışlarına yol açtı. Fakat gıdada ayrıca arz tarafında ciddi sorunlar var. Tarım politikalarının üretimi yeterince desteklememesi, köylerin cazibesini kaybetmesi, gençlerin tarımdan uzaklaşması ve çiftçi nüfusunun yaşlanması üretimi zayıflatıyor. Bunun yanında iklim değişikliği, kuraklık ve don olayları da tarımsal üretimi olumsuz etkiliyor. Parasal genişleme yeterince yavaşlamaz ve tarımdaki arz sorunları giderilemezse gıda enflasyonunda yeniden çift haneli rakamlar görmek mümkün olabilir. Gıda enflasyonunun mutfak yangını olarak algılanması çok doğal. Biz aylık ve yıllık enflasyonu konuşuyoruz ama bunların kümülatif etkisi hane halkı üzerinde çok yıkıcı bir etki yaratıyor. 2020 yılı başında 100 TL’ye aldığınız bir gıdayı bugün 1000 TL’ye alabiliyorsunuz. Bunlar dar ve sabit gelirli hane halklarının bütçelerini olağanüstü bir şekilde zorlayan gelişmeler” dedi.

gıda

TARLADAN MARKET RAFINA

Gıda enflasyonunun tek bir nedene indirgenemeyeceğini belirten Ekonomist Bülent Toptaş, sorunun üretimden market rafına uzanan zincirin birçok halkasında ortaya çıktığını söyledi. Toptaş, “Araştırmalar ve raporlar gıda fiyatlarındaki sorunun tarladan başlayıp market rafına kadar uzanan bir zincire yayıldığını gösteriyor. Gübre ve mazot fiyatları, döviz kurları, ithalat düzenlemeleri, krediye erişim, depolama sorunları ve stokçuluk gibi pek çok başlık bu zincirin sorunlu halkaları arasında yer alıyor. Türkiye’nin coğrafi konumu, insan kaynağı ve tarımsal tecrübesi bu sorunları çözebilecek kapasiteye sahip. Ancak enflasyonla mücadele bizde kronik bir soruna dönüştü. Asıl problem ise gerekli politik iradenin ortaya konulmaması. Enflasyonla mücadele, gerekirse seçim kaybetme pahasına ülkenin refahı için gerekli adımların atılmasını gerektirir” diye belirtti.

ibrahim uğur toprak

- REKLAM -

ENFLASYON HALK SAĞLIĞI RİSKİNE YOL AÇIYOR

Yüksek gıda enflasyonunun yalnızca bir ekonomik sorun değil; doğrudan bir halk sağlığı riski taşıdığını belirten TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim Uğur Toprak, “Özellikle çocuklarda beslenme alışkanlıklarının kalıcı şekilde bozulması, gelecekteki nesillerin sağlığı için ciddi bir tehdit. Fiyatların yükselişi, özellikle düşük gelirli kesimlerde, kaliteli gıdaların yerine düşük maliyetli, yüksek karbonhidratlı, düşük proteinli ürünlerin tüketimini tetikliyor. Bu durum, merdiven altı (kayıt dışı) gıda üretiminin genişlemesine yol açıyor. Vatandaşın güvenli gıdaya ulaşamaması bir ‘ekonomik şiddet’ halidir. Geliri baskılanan yurttaş fiyatı kalite kriterinin önüne koymak zorunda kalıyor. Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi geçmiş ürünlerin satıldığı zincir marketler gıdanın sınıfsallaştığının maalesef ki somut örneği. Bir toplum, ne yediğine göre değil, neyi yemek zorunda kaldığına göre şekillenir. Şu an Türkiye’de bu zorunluluk, kaliteli beslenmeyi reddetmekten öteye geçiyor. Uzun vadeli, diyabet, obezite, kalp hastalıkları ve çocuklarda beslenme bozukluklarına sebep oluyor” diye konuştu.

gıda

TAKLİT VE TAĞŞİŞ RİSKİ BÜYÜYOR

Tarımsal üretimde görülen fiyat düşüşlerinin çoğu zaman gerçek bir bolluktan kaynaklanmadığını ifade eden Toprak, döviz kuru, enerji ve lojistik maliyetlerinin halen yüksek seviyelerde seyrettiğine dikkat çekerek “Tarımsal üretimde ciddi ve yaygın bir bolluk artışı yok. Girdi maliyetlerinin özellikle enerji, lojistik ve gübre kalemlerinde sürekli yükseldiği bir ortamda bazı ürünlerin fiyatının düşmesi ya da sabit kalması şüphe uyandırıcıdır. Bu koşullarda ortaya çıkan ani fiyat düşüşleri çoğu zaman taklit ve tağşişli ürünleri karşımıza çıkarıyor. Baharatlarda gıda boyası kullanılması, zeytinyağına farklı tohum yağlarının karıştırılması gibi yöntemler maliyeti düşürmek için sıkça başvurulan hileler arasında yer alıyor. Dolayısıyla piyasada görülen ucuzlama çoğu zaman tüketicinin lehine değil, sağlığının aleyhine işleyen bir tabloyu ortaya koyuyor” dedi.

gıda

- REKLAM -

TOPLUMSAL KALKINMA SORUNU

Toprak, gıda enflasyonunun toplumun beslenme profilini köklü biçimde değiştirdiğini belirterek yoksullaşmanın sofralardan önce protein ve sağlıklı yağları çıkardığını söyledi. Ucuz ve doyurucu olduğu için karbonhidrat ağırlıklı gıdaların tüketiminin arttığını ifade eden Toprak, “Protein ve kaliteli yağların lüks hale gelmesi toplumun beslenme düzenini kökten değiştiriyor. Yerine ekmek, makarna ve patates gibi ucuz ama besin değeri düşük karbonhidratlar geliyor. İnsanların karnının doyması, sağlıklı beslendikleri anlamına gelmez. Bu tablo özellikle çocuklarda protein eksikliğine bağlı kas gelişimi sorunlarına, bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve bilişsel gerilemeye yol açabilir. Kaliteli yağ eksikliği ise beyin gelişimini ve sinir sistemi fonksiyonlarını etkiliyor. Bu durumun kalıcı hale gelmesi, sadece bugünü değil, sağlıklı gelişemeyen bir nesil nedeniyle toplumun gelecekteki sağlık ve iş gücü potansiyelini de tehdit etmektedir. Bu tablo yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sağlık ve kalkınma sorunu. Gıda enflasyonu giderek sınıfsal bir beslenme rejimi yaratıyor” dedi.

gıda

DENETİMLER YETERSİZ

Gıda güvenliği denetimlerinin yeterli olmadığını belirten Toprak, denetimlerin yalnızca sayı üzerinden değerlendirilmesinin etkin bir kontrol mekanizması oluşturmadığını söyledi. Gıda mühendislerinin yeterince istihdam edilmediğine dikkat çeken Toprak, “Gıda güvenliği denetimleri yeterli değil. Gıda mühendislerinin istihdam edilmediği, sadece sayı üzerinden değerlendirilen denetimler etkin değildir. Bakanlığın yayımladığı ifşa listeleri çoğu zaman suç işlendikten sonra ortaya çıkıyor; oysa önemli olan önleyici denetimdir. Tüketiciler mutlaka etiketleri dikkatle okumalı ve çok ucuz ‘kaşar’ ya da ‘tereyağı’ gibi ürünlere şüpheyle yaklaşmalıdır. Çünkü 1 kilogram kaşar peyniri üretmek için yaklaşık 10–11 kilogram süt gerekir. Süt fiyatı ortadayken bunun çok altında satılan bir kaşarın gerçek süt yağı içermesi teknik olarak mümkün değildir. Bir toplumun beslenme sistemi, onun geleceğinin en güçlü göstergesidir. Bugün Türkiye’de bu göstergenin kırmızı ışığa geçtiğini görüyoruz. Bu tablo yalnızca ekonomik bir dalga değil, beslenme sisteminin çöküşüne işaret ediyor” açıklamasında bulundu.

Kaynak: HABER MERKEZİ

0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Bir Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.