Sayfa Yükleniyor...
Yönetmenliğini François Ozonun yaptığı Fransa-Almanya yapımı Frantz, 20 Eylül ve 3 Ekimde Tarihi Havagazı Fabrikası Kültür Merkezinde saat 21:00de gösterime girecek
NİLGÜN TAZE
2007 tarihli Angel filminden sonra ilk kez bir dönem filmi yapan François Ozon, bu kez uyarlama değil, özgün bir senaryoyla seyirci karşısına çıkıyor. Fransa-Almanya yapımı Frantz, 20 Eylül ve 3 Ekimde Tarihi Havagazı Fabrikası Kültür Merkezinde saat 21:00de gösterime girecek. Birinci Dünya Savaşı ertesinde Almanyada başlayıp Pariste biten Frantz, tematik olarak Ozonun günümüze dair senaryolarından ayrılmayan bir yapım.
Film, Alman taşrasında genç bir kadınla açılıyor. Siyahlar içinde, belli ki matemde, mezarlığa bırakmak için seçtiği beyaz çiçeklerle kasabasının sokaklarında yürüyen ve bir iki savaş gazisinin laf atmalarına aldırış etmeden mağrur bir ifadeyle yoluna devam eden Annanın öyküsü bu. Bir yıl kadar önce, Birinci Dünya Savaşının son günlerinde cephede hayatını kaybetmiş olan nişanlısı Frantzın mezarına gidiyor. Ve o gün beklemediği bir manzarayla karşılaşıyor. Mezarın üstünde bir başkası tarafından bırakılmış çiçekler var.
BİR KAYBIN ARDINDAN
Fimmde Anna, Frantzın doktor babası ve ev hanımı annesiyle birlikte yaşıyor çünkü üç kader ortağı, hala Frantzı kaybetmenin acısını içlerinde yaşıyor. Kasabadan gelen bir evlilik teklifine sıcak bakmıyor Anna. Hayatını sürdürmeye hazır değil çünkü. Geçmişte tutsak kalmış. Tıpkı kayınvalidesiyle kayınbabası gibi. Sevdiklerinin ölümüyle başa çıkamayan, her an onun anısıyla ve acısıyla yaşayan bu insanların öyküsü tam da Ozonluk bir öykü. Frantzın mezarını ziyaret eden esrarengiz Fransız genç Adrienin hayatlarına girişiyle yer yer renklenmeye başlıyor ailenin yaşamı da.
SÜRPRİZ MİSAFİR
Adrienin kim olduğu ve neden oraya geldiği, Annayla ve Frantzın ailesiyle arasındaki tansiyonlu ilişki filmin büyük kısmını taşıyan dinamik. Bir Ozon filmi izlediğimizin farkındayız. O yüzden bu gizemin iki çıkışı olduğunu da tahmin edebiliyoruz. Adrien ya sevgilisi Frantzın ya da katili! Bu soru işareti bile, Frantzla Anna arasındaki duygusal bağı son derece ilgi çekici kılmaya yetiyor. Bir de şu katmanı var filmin. Adrien kendisine düşman gözüyle bakılan bir ülkenin sokaklarında dolaşıyor. Birinci Dünya Savaşı yenilgisinden sonra Nazizmin ilk işaretlerinin yavaş yavaş yükselmeye başladığı bir dönemdeyiz. Frantzın babası Hans da ilk anda sert tepki gösteriyor Adrienin hayatlarına girişine ve bu genç adamın bir anda oğlundan bahsetmeye, ondan bahsederken ağlamaya başlamasına.
DUYGUSAL ANLAR
Filmin en güçlü anlarından biri de Hansla Adrienın, Frantzdan kalan bir kemanı, sanki Frantzı toprağa verirmiş, tabutunun üstünü kapatırmış gibi kutusuna geri kaldırdıkları sahne. Frantzdan kalan her şey, onları birbirine ve geçmişe bağlıyor. Adrien, Frantzla anılarından bahsederken, bunların gerçek mi yoksa uydurmam mı olduğunu bilmesek bile, ailenin siyah beyaz dünyası bir anda renkleniyor. Filmin renklendiği bu anlar, Xavier Dolanın Mommyde çerçeve oranıyla oynayışını hatırlatıyor. Dolanın instagram fotoğraflarını hatırlatan bir formattan sinemaskoba geçişten çıkarmayı umduğu anlam, Ozonun da siyah beyazla renkli arasında gidip gelirken amaçladığıyla oldukça yakın. Bu türün bir yerden sonra naif, neredeyse ucuz bir etki bırakması da Dolanın elde ettiği sonuçtan çok farklı değil.
Haber Merkezi