Ağız sağlığı, çoğu zaman yalnızca çürüklerle ilişkilendirilse de uzmanlar, bunun çok daha kapsamlı bir konu olduğunu vurguluyor. Medicana Sağlık Grubu Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü’nden Uzm. Dt. Betül Bostan, ağızı “milyarlarca mikroorganizmanın yaşadığı canlı ve dinamik bir ekosistem” olarak tanımlayarak, bağışıklık sisteminin ilk savunma hattını oluşturan bu mikrobiyal dengenin yalnızca lokal değil, tüm vücutta sistemik etkiler yaratabileceğine dikkat çekti. Bostan, sağlıklı bir ağız florasının zararlı bakterilerin çoğalmasını engellediğini ve bağışıklık sistemini güçlendirdiğini belirterek, ağız mikrobiyotasının hem sindirim sistemi hem de genel sağlık için kritik bir rol oynadığını ifade etti.
“AĞIZ SAĞLIĞI, SİSTEMİK SAĞLIKLA DOĞRUDAN BAĞLANTILI”
Ağız florasındaki dengenin bozulmasının sadece çürük ve diş eti hastalıklarıyla sınırlı kalmadığını belirten Uzm. Dt. Betül Bostan, “Ağız florasındaki dengenin bozulması çürükler ve diş eti sorunlarına yol açabilir; ancak etkisi bununla sınırlı değildir. Araştırmalar, ağız sağlığındaki bozulmaların kalp-damar hastalıkları, diyabet kontrolü, solunum yolu enfeksiyonları ve erken doğum riskini artırabileceğini göstermektedir. Ağız içindeki kronik inflamasyon, tüm vücudu etkileyebilen bir inflamatuar yük oluşturabilir” dedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün ağız sağlığının genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını hatırlatan Bostan, “Ağız hastalıkları dünya genelinde en yaygın kronik hastalıklar arasında yer alıyor. Yani ağız sağlığı, sistemik sağlıkla doğrudan bağlantılıdır” ifadelerini kullandı.
“ÇOCUKLARIN AĞIZ MİKROBOTASI DAHA HASSAS”
Çocuklarda ağız mikrobotasının daha hassas olduğunu vurgulayan Bostan, erken dönemdeki alışkanlıkların uzun vadede önemli etkiler yaratabileceğini belirtti. “Çocukluk dönemi, ağız mikrobiyotası açısından en kritik dönemdir. Doğumdan itibaren bakteriyel kolonizasyon başlar ve özellikle ilk yıllarda bu denge şekillenir. Bağışıklık sistemi henüz gelişim aşamasındadır ve ağız florası daha kırılgandır. Bu dönemde sık şeker tüketimi, gece beslenmesi sonrası ağız temizliğinin yapılmaması, gereksiz antibiyotik kullanımı ve yetersiz hijyen mikrobiyal dengeyi bozabilir. Bu bozulmalar yalnızca süt dişlerini etkilemez; ilerleyen yaşlarda artmış çürük riski, kronik diş eti sorunları ve inflamatuar yatkınlıkla ilişkilendirilebilir. Çocuklukta ağız sağlığına gösterilen özen, aslında gelecekteki genel sağlığa yapılan önemli bir yatırımdır” dedi.
ANTİBİYOTİK KULLANIMI VE ALIŞKANLIKLAR AĞIZ FLORASINI ETKİLİYOR
Antibiyotik kullanımı, beslenme alışkanlıkları ve ağız hijyeninin ağız florası üzerindeki etkilerine değinen Uzm. Dt. Betül Bostan, “Antibiyotikler gerekli durumlarda hayat kurtarıcıdır; ancak gereksiz ve sık kullanımı, faydalı bakterileri azaltarak ağız florasının dengesini bozabilir. Beslenmede özellikle şeker tüketiminin sıklığı, miktarından daha belirleyicidir. Gün içinde tekrarlayan şeker maruziyeti, zararlı bakterilerin baskın hale gelmesine yol açar. Dengeli beslenme ve düzenli ağız bakımı ise koruyucu etki sağlar” dedi. Bostan, ailelere yönelik önerilerini de şöyle sıraladı: “İlk dişten itibaren düzenli fırçalama alışkanlığı kazandırmak, yaşa uygun florürlü diş macunu kullanmak, şeker tüketimini sıklık açısından sınırlamak, gece beslenmesi sonrası ağız temizliğini ihmal etmemek, gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmak ve düzenli diş hekimi kontrollerini aksatmamak önemlidir. Buradaki amaç ağızı steril hale getirmek değil; sağlıklı mikrobiyal dengeyi korumaktır.” Ağız sağlığının yalnızca estetik bir konu olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Bostan, “Sağlıklı bir ağız florası, güçlü bir bağışıklığın, dengeli bir inflamasyon yanıtının ve sağlıklı bir bedenin temelidir. Ağız sağlığı, genel sağlığın başlangıç noktasıdır” ifadelerini kullandı.