Geçtiğimiz yıl diz ağrısı ve yürüyüş bozukluğu şikayetleriyle hekime başvuran 47 yaşındaki arkeolog ve haber editörü Mina Eroğlu, yapılan tetkikler sonucunda iki teyzesini ve iki kuzenini hayattan koparan Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) teşhisi aldı. Ünlü fizikçi Stephen Hawking’in adıyla da anılan, beyin ve omurilikteki motor nöronların hasar görmesiyle ilerleyen bu nörodejeneratif hastalıkla ailesi nedeniyle erken yaşta tanışan Eroğlu, belirtilerin ilk başta ortopedik problemlerle karıştırıldığını söyledi. Anne tarafında ALS'nin uzun yıllardır görüldüğünü aktaran Mina Eroğlu, "İki teyzemi ve iki kuzenimi ALS nedeniyle kaybettik. Ailemde hastalığın olduğunu biliyordum ama insan yine de başına geleceğini düşünemiyor" dedi. Yapılan genetik incelemelerde ailesinde kuşaktan kuşağa aktarılan SOD1 gen mutasyonunu taşıdığının ortaya çıktığını anlatan Eroğlu, “Mutasyonu annemden aldım. Annem taşıyıcı olmasına rağmen herhangi bir belirti göstermiyor ancak bende hastalık ortaya çıktı” ifadelerini kullandı. Aile bireylerinin geçmişte ALS tanısı aldıktan sonra yalnızca 3 ila 5 yıl yaşayabildiğini belirten Eroğlu, bugün erişebildiği tedavinin kendisi için önemli bir umut kaynağı olduğunu vurguladı.
“VÜCUDUNUZ, BİLDİĞİNİZ VÜCUT OLMAKTAN ÇIKIYOR”
ALS’nin kimi insanda vücudun aşağısından, kimi insanda da yukarıdan başlayabildiğini aktaran Mina Eroğlu, yaşadığı süreci şu sözlerle tarif etti: “Bizim ailemizde ALS kendini bacaklarda gösteriyor. Dışarıdan bakınca yürürken sarhoş gibi görünüyordum. Zamanla karın ve el kaslarım zayıfladı; bir şey tutmakta, oturup kalkmakta zorlanmaya başladım. Teşhisi aldıktan bir süre sonra zayıflayan bacak kaslarım nedeniyle bazı durumlarda tekerlekli sandalye de kullanmam gerekmeye başladı.” Hastalığın ilerlemesi durumunda zamanla yüz ve göğüs kaslarının da zayıfladığını, bunun çiğneme ve nefes alma gibi hayati fonksiyonları engelleyebildiğini belirten Eroğlu, “Kendi vücudunuzun içinde hapis kalmış gibi oluyorsunuz. Vücudunuz, bildiğiniz vücut olmaktan çıkıyor" dedi. Yaşadığı zorlu sürece rağmen hayata sıkı sıkıya tutunan ve şu an freelance olarak haber editörlüğü ve çevirmenlik yapan Mina Eroğlu, zihnini aktif tutmanın kendisine çok iyi geldiğini vurgulayarak, “Her sabah kalkıp heyecanla kendime kahve yapıyorum. Günlük tutmaya başladım, kuş gözlemciliği yapıyorum. Hayatımda ilk defa geçen her bir mevsimin tadını çıkarıyorum. Öfkenin bir manası kalmıyor, insana bir sükûnet ve derinleşme geliyor” diye konuştu.
“BU HASTALIKTA ERKEN DÖNEMDE GENETİK HARİTANIN ÇIKARILMASI ÇOK KRİTİK”
21 Haziran ALS Farkındalık Günü öncesinde süreç hakkında bilgi veren Mina Eroğlu, genetik tanıya dayalı tedavinin olumlu sonuçlarını şu sözlerle paylaştı: “Teşhisin ardından yapılan ileri genetik testlerde, ALS hastalarının küçük bir kısmında görülen nadir bir "SOD1 Gen Mutasyonu" taşıdığım tespit edilerek, hedefe yönelik güncel bir tedavi protokolü planlandı. Bu hastalıkta erken dönemde genetik haritanın çıkarılması çok kritik. Benim durumuma özel olarak planlanan tedaviyle birlikte, hastalığın takibinde kullanılan laboratuvar parametrelerimde olumlu gelişmeler gözlemlendi. Kas seyirmelerimde rahatlama oldu. Bu süreç ciddi bir farkındalık ve hekimle tam bir uyum gerektiriyor.”
‘TANI PARADOKSU’ SÜRECİ UZATIYOR
Hastalığın klinik tablosu ve yürütülen tedavi yaklaşımı hakkında konuşan Medicana International İzmir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, ALS'nin ilk dönemlerinde fıtık veya sinir sıkışması gibi rahatsızlıklarla çok sık karıştırıldığına dikkat çekti. Toplumda sık görülen kas seğirmelerinin tek başına ALS anlamına gelmediğinin altını çizen Medicana International İzmir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, “Önemli olan nokta, seğirmelere eşlik eden ilerleyici güç kaybının bulunup bulunmamasıdır. ALS için bugün hâlâ kesin tanı koyduracak tek bir kan testi ya da görüntüleme yöntemi yok. Tanı; hastanın hikâyesi, nörolojik muayenesi, EMG incelemeleri ve diğer olasılıkların dışlanmasıyla konulabiliyor. Bu nedenle dünyada tanı süresi ortalama 10 ila 14 ay arasında değişebiliyor. İşte buna ALS'nin 'tanı paradoksu' deniliyor” dedi. Sağlık mevzuatı ve bilimsel sınırlar çerçevesinde her hastaya uygun tedavi protokollerinin yürütüldüğünü aktaran Medicana International İzmir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, tıp dünyasında genetik alt gruplara yönelik yürütülen çalışmaların umut verici olduğunu, ancak erken teşhisin ve doğru planlamanın her hasta için en kritik faktör olduğunu söyledi. Uysal, “Açıklanamayan ve giderek artan güç kaybı konusunda hem hastaların hem de hekimlerin dikkatli olması gerekir. Çünkü ALS'de bugün sahip olduğumuz en değerli şey zaman” mesajını verdi.
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın