İçe atılan duygular kansere neden olabiliyor

Kanserle mücadelenin yalnızca tıbbi tedavilerle sınırlı olmadığını belirten Psikolog Cebeci, kronik stresin bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerine, psikolojik desteğin tedaviye uyum ve yaşam kalitesi açısından önemine dikkat çekti

  • Oluşturulma Tarihi :
  • Güncelleme Tarihi :
  • Kaynak: HABER MERKEZİ
İçe atılan duygular kansere neden olabiliyor haberinin görseli

BERKAY ERDEN / ÖZEL HABER - Çağımızın en korkulan hastalıklarından biri olan kanser, dünya üzerinde her yıl milyonlarca kişinin hayatına kabus gibi çökmeye devam ediyor. Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü verilerine göre Türkiye’de 2020 yılında 126 bin 335 kişi kanser nedeniyle hayatını kaybederken, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayınlanan ölüm istatistiklerine göre de İzmir’de 2024 yılında tümörlere bağlı sebeplerden hayatını kaybeden 5 bin 160 kişi arkasında gözü yaşlı sevenlerini bıraktı. Tüm tıbbi ve teknolojik gelişmelere rağmen sürekli karşımıza çıkan bu acı tablo kanser ile mücadelede daha bütüncül bir yaklaşım izlenmesi gerekliliğini ortaya koyarken Psikolog Elif Özlem Cebeci, kansere karşı fiziksel tedavilerin yanı sıra psikolojik dayanıklılığın da kritik bir rol oynadığına dikkat çekti. Kronik stresin bağışıklık sistemini zorladığını ifade eden Cebeci, ifade edilemeyen duyguların ise bedensel sorunlara yol açtığını söyledi. İyi bir ruh haline sahip olmanın kanser tedavisine olumlu katkılar sunduğunu vurgulayan Cebeci, psikolojik desteğin hem hastalar hem de yakınları için tedavi sürecinin ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini dile getirdi.

elif özlem cebeci

- REKLAM -

KRONİK STRES BAĞIŞIKLIĞI YORUYOR

Kronik stres yaşayan kanser hastalarında bağışıklık sisteminin daha da yorulduğuna dair verilerin araştırmalara yansıdığını aktaran Cebeci, “Kanser, yalnızca bedeni değil; kişinin düşüncelerini, duygularını, hayata bakışını ve yakın ilişkilerini de derinden etkileyen bir hastalık. Bu nedenle günümüzde kanserle mücadele yalnızca tıbbi ve fiziksel tedavilerle sınırlı değildir; psikolojik ve duygusal dayanıklılık da bu mücadelenin önemli bir parçası olarak görülüyor. Beden iyileşirken ruhun ihmal edilmediği bir yaklaşım, gerçek anlamda bütüncül bir tedavinin temelidir. Yoğun stres, umutsuzluk ve yalnızlık duyguları; kişinin tedaviye uyumunu, yaşam kalitesini ve hastalıkla baş etme becerisini zorlaştırabiliyor. Bazı araştırmalar özellikle kronik stresin kanser hastalarının, hastalık sebebiyle zayıflamış olan bağışıklık sistemini daha da yorduğunu gösteriyor. Bu durum bize stres, olumsuz duygular gibi psikolojik faktörlerin doğrudan kanserin sebebi olduğu anlamına gelmediğini ancak psikolojik iyi oluşun, hastalıkla mücadelede koruyucu ve destekleyici bir rolü olduğunu bilimsel olarak gösteriyor. ‘Gülmek kanserin ilacıdır’ söylemi ise yanlış anlaşılabiliyor. Gülmek ya da sürekli mutlu olmak bir tedavi yöntemi değildir. Hiç kimse kanser sürecinde sürekli pozitif olmak zorunda değil. Ancak keyif alınan anların, sosyal bağların, umut veren deneyimlerin; stres hormonlarını azaltarak kişinin ruhsal dayanıklılığını artırdığı biliniyor. Buradaki asıl güç, zor duyguları bastırmak değil; onları sağlıklı şekilde ifade edebilmek ve kişi için anlamlı yaşam alanlarını koruyabilmek” dedi.

kanser

- REKLAM -

BEDENE YANSIR

İnsanın duygularını ifade edemedikçe bu durumun bedenine yansıdığını belirten Cebeci, “‘Bozuk bir psikoloji, stres ve sinir kanser riskini artırır mı’ sorusu da toplumda sıkça soruluyor. Biz psikologlar biliyoruz ki zor duygular yaşanmadığında, ifade edilmediğinde bir gün bedene yansır. Uzun süreli ve yönetilemeyen stresin, vücutta inflamasyonu artırdığı ve bağışıklık sistemini baskıladığı biliniyor. Ancak kanser çok faktörlü bir hastalıktır; tek başına stres ya da olumsuz duygular kanserin doğrudan nedeni olarak gösterilemez ancak ruh sağlığının korunması, doğrudan olmasa bile dolaylı olarak beden sağlığını destekleyen önemli bir faktördür” ifadelerini kullandı.

kanser

- REKLAM -

TEDAVİYE UYUMU ARTIRIR

Kanser hastasının ve yakınlarının zorlu duygular ile baş etmek zorunda kaldığını ifade eden Cebeci, bu duyguların tedavi sürecini etkileyebildiğini dile getirdi. Tedavinin çok yönlü ele alınması gerektiğini vurgulayan Cebeci, “Kanser tanısı alan bireyler ve yakınları, belirsizlik, kaygı, yalnızlık ve yas gibi güçlü duygularla baş etmek zorunda kalır. Bu duygular, tedavi sürecini ve yaşam kalitesini doğrudan etkileyebilir. Psikolojik destek; kaygı, depresyon, suçluluk, öfke ve tükenmişlik gibi duygularla baş etmeyi kolaylaştırır, tedavi sürecine uyumu artırır ve kişinin kendini yalnız hissetmesini önler. Bir psikolog olarak kanser tedavisi gören bireylerin ve yakınlarının psikolojik destek almasını kesinlikle öneriyorum. Çünkü bu süreç yalnızca hastayı değil, eşini, çocuklarını ve bakım verenleri de etkilemekte. Tedavi süreci çok yönlü olarak ele alınmaktadır. Bunu sarmal bir zincir gibi düşünebiliriz. Hem kişinin içinde bulunduğu bu süreci anlamlandırabilmesi, hem de aile üyelerinin sosyal destek sağlayabilmeleri için kendi içlerinde yaşadıkları duyguları kabullenip sürecin daha yönetilebilir olması açısından oldukça önemli” sözlerini aktardı.

kanser

- REKLAM -

DEVLET DESTEĞİ ŞART

Kanserle mücadelede psikolojik desteğin bir zorunluluk haline gelmesi gerektiğini söyleyen Cebeci, devletin psiko-onkoloji hizmetleri yaygınlaştırması gerektiğini söylediği açıklamalarını şu şekilde bitirdi: “Kanserle mücadelede tedavi sürecinde psikolojik desteğin bir tercih olmaktan çıkıp bir gereklilik haline gelmeli.  Bu noktada psikolojik desteğin bireysel bir tercih olmanın ötesine geçerek, devlet tarafından sistemli şekilde desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Psiko-onkoloji hizmetlerinin yaygınlaştırılması, multidisipliner sağlık ekiplerinin bir parçası haline gelmesi; hem hastaların yaşam kalitesini artıracak hem de uzun vadede sağlık sistemine olumlu katkılar sağlayabilir. Böylelikle hastalar vücudunu iyileştirmeye çalışırken aynı zamanda da ruhunu, umudunu ve yaşamla bağını da koparmayacak.”

Kaynak: HABER MERKEZİ