Sayfa Yükleniyor...
Yeşil Yol mücadelesini konu alan 'Gözyaşı Yolu' belgeselinin yönetmeni Engin Türkyılmaz, "Karadenizde her kadın gözümde bir toprak ana olarak canlanıyor. Filmimi Karadenizin ve Türkiyenin tüm güçlü kadınlarına adadım" dedi
E. ÇAĞLA GENİŞ-ÖZEL HABER
Yönetmenliğini ve senaristliğini Engin Türkyılmaz'ın üstlendiği Gözyaşı Yolu belgeseli, başta Yeşil Yol projesi olmak üzere Karadeniz'in yaşam alanında gerçekleştirilen hidroelektrik santraller, Karadeniz sahil yolu, maden ocakları, Cerattepe gibi projelerin yöre halkı, kültür, ekoloji, insan, doğa ve yaşam üzerinde etkilerini konu alan bir belgesel.
Görüntülerle izleyiciye Karadeniz'in doğasına tanık olma imkanı veren belgesel, müzikleriyle de Karadeniz kültürünü izleyiciye yansıtıyor. Belgeselde, ayrıca direnişin geniş kesimlere duyulmasında etkisi tartışılmaz olan, Havva Ana olarak bilinen Rabia Özcan ile bir söyleşi de yer alıyor. Kazım Koyuncu'nun sözleri ile de yer yer geçişlerin yapıldığı belgesel, yine Koyuncu'nun mezarının gösterilmesi ile sona eriyor. Yönetmen Engin Türkyılmaz ile Gözyaşı Yolu belgeseli üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.
TRABZON'UN SOKAKLARINI KADIKÖY'DE BULDULAR
Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Engin Türkyılmaz, İstanbul, Kadıköy doğumlu. Kadıköy'ü memleketi Trabzona çok benzetiyor. Üç kuşak öncesiyle beraber Trabzon'un uzun, dar ve yokuşu ciğer yoran, denize çıkan sokaklarını gelip Kadıköy'de buldular. İstanbul Üniversitesinde üç yıl İktisat okuduktan sonra Ege Üniversitesinde İletişim Fakültesine geçti. Onun hayatında sanat hep bir şekilde var oldu. Sinemadan önce uzun süre edebiyat ve tiyatro ile ilgilendi. Ailesinden gelen bir edebiyat birikimi vardı ve daha sonraki dönemlerde de amatör olarak tabiri caizse sahne tozu yuttu. Türkyılmazın'ın edebiyat ve tiyatro tutkusu, 'bir şeyler' anlatma derdi ile birleşince kendini sinemanın içinde buldu. Toplumu dönüştürme gücünün sanattan geçtiğini söyleyen Engin Türkyılmaz, "İnsanları en çok etkileyen ve birleştiren şey acılar. Karadeniz'de de böyle acılar vardır. Mübadele acısı mesela. Kürt illerinde de acılar var. Onlar da acıyı farklı dilde yaşıyor. Eğer o acıyı karşındaki kişinin kalbinde yakalarsa, o empatiyi kurdurabilirsek, evet, biz yapmışızdır. Bu nedenle de hep dişe dokunan filmler yapmak istiyoruz" dedi.
SİNEMADA HEP ÖĞRENCİ OLARAK KALACAĞIM
Filmleri, izleyicinin unuttuğu duygularına hitap etsin, öğretsin, yeniden hatırlatsın, rahatsız etsin istiyor. Türkyılmaz, sinemanın kendi için ne anlam ifade ettiğini şöyle anlattı: "Ülkemiz için konuşacak olursam; toplumun büyük bir çoğunluğu gücünü toplum içinde kötü bir tanrı yaratarak kullanıyor. Materyalizm, maddiyatçılık, kısıtlamalar, faşizm... Benimki sanat ve toplumun gerçekleri üzerine kurulu zararsız bir tanrıcılık oyunu. Yarattıklarım ben aynasında yansıyor ve toplumun farklı kesimlerinden insanlara ulaşıyor, dokunuyor. Sinema sıradan bir insan yetkisi üstünde, süper bir güce sahip olmak gibi müthiş bir haz. Öğrenciyim, çevremde de böyle bahsediyorum; sinemada hep öğrenci olarak kalacağım. Gözyaşı Yolu planlanırken bir başımaydım. İnancımı gören arkadaşlar çadırları ile imeceye katıldı. Yani ekip tamamen öğrencilerden oluşuyor."
BİR KİTAP İLHAM KAYNAĞI OLDU
O, Karadeniz'de yıllardır süregelen doğa tahribatına karşı direnen bir aktivist. Karadeniz, Gözyaşı Yolu olmasın istiyor. İşte bu yüzden yerli halkın mücadele ve acısına ithaf etmek üzere bir film çekti. Forrest Carterın Küçük Ağaçın Eğitimi kitabında yıllar önce okuduğu bir bölüm ismin ana kaynağı oldu. Türkyılmaz, filmin oluşum süreci hakkında bilgi vererek, şunları söyledi: "1830'lu yıllar Beyaz adam Kızılderili Çerokilerin yaşadığı Mississippi Nehrinin batısına değerli maden ve su kaynakları sebebiyle göz diker. Kısa zamanda yerlilerin yerlerinin değiştirilmesi yasasıyla Çerokileri topraklarından ayırma çalışmaları başlar. 15 bin Çeroki yerli halkı yaşam alanları için direnişe geçer fakat ne mide bulandırıcı bir tesadüftür ki tek bir oy farkla beyaz adam kazanır/kazandığını zanneder Çerokiler artık bir sürgün yolunda, gözyaşı yolundadır 4 bin Çerokinin hayatını kaybettiği bir sürgün, bir soykırım yolu Nunna Dault Suny yani Gözyaşı Yolu Karadeniz Sahil Yolu ile denizle bağlantısı kesilen, HES'ler ile dereleri kurutulan, daha öncesinde Çernobil faciası ile ölüme mahkum edilen, karakterini, emeğinin karşılığını ve hatta hemen hemen hayata dair birçok şeyi coğrafyasından alan bir topluma bunca şeyin üstüne Yeşil Yol projesini dayatmak can çekişen bir yaşama vurulan son darbe olacak. Yerli halkın yaşam alanının yanında, doğal yaşam ve benim en önemlisi olarak gördüğüm kültürel yozlaşmaya neden olacak bu projeye bir şekilde dur demem gerekiyordu. Demek bir lider arayışımız varmış ki Havva Ana'mız elinde asası ile bir Musa gibi çıktı ve onun da bize verdiği güç ile film çekim yolculuğuna başladı."
YÖRE HALKININ GÖZÜNDEN YEŞİL YOL
Türkyılmaz, ekibiyle birlikte yaklaşık bir ay boyunca Karadenizin dağlarında çekimler ve konaklama gerçekleştirdi. Trabzon, Rize Artvin, Gümüşhane Böylesine sert bir ekolojik mücadele filmi çekebilmek için doğayla da bir bütün olmak gerektiğine inanan Türkyılmaz, "Karadeniz topografik yapısıyla, insanıyla, doğa şartlarıyla çok zor bir coğrafya. Yolculuğa aralarında sadece benim Karadenizli olduğum bir ekiple yola çıktık. Kampçılık geçmişimin olması çekim aşamasında bize çok yardımcı oldu. Gündüz çekim yaptığımız yerde akşam kamp kuruyorduk. Ortaya böyle bir filmin çıkabilmesi adına doğayla bir bütün olmamız filme çok şey kattı. Tabii Karadeniz'e yakışır fıkra benzeri olaylar da yaşamadık değil. Çekimler Trabzon, Rize, Artvin, Gümüşhane ve İstanbul olmak üzere beş şehirde gerçekleşti ve her şeyiyle bir ayı geçti. Sunay Akın, Havva Ana (Rabia Özcan), Uğur Biryol, Gönül Günay, Erdal Eksert, Yakup Okumuşoğlu, Bedrettin Kalın, Marsis Grubu... diye uzayıp giden bir söyleşi listemiz var. Karadeniz'in farklı alanlarında sesi olan birçok isimle görüştük" şeklinde bilgi verdi.
ON BİNLERCE KİŞİYE ULAŞTIK
Gözyaşı Yolu, geçtiğimiz 7 aylık süreç içerisinde 14 festivalde gösterime girdi ve izleyicisinden olumlu tepkiler aldı. Sinema sayesinde sorunu toplumun pek çok kesimine taşıdıklarını dile getiren Türkyılmaz, "Ortada büyük bir gerçek var. Bu ve bunun dengi projeler kapitalizmin dayattığı büyük tahribat ve yıkıp projeleridir. Elime bir megafon aldım ve arkama aldığım ekibimle beraber farklı şehirlerin farklı meydanlarında ama büyük ama küçük çaplı eylemler yaptım. Gözyaşı Yolu aslında bir yönüyle on binlerce kişinin bu ekibin yaptığı eylemi izlemesiydi. Amaç konusuna gelince ise; evet, bu kıyımı sinema aracılığıyla on binlerce kişiye taşıdık, dokundurduk ancak asıl amacımız olan 'durdurma' henüz başarabildiğimiz bir şey değil. İzleyici halkın içinden olunca hemen hemen her yerde namuslu, onurlu bir iş olarak değerlendirildi. Çok güzel tepkiler aldık tabii ama sadece güzel tepkiler de almıyoruz. Mesela birçok festivalden siyasi korkuları nedeniyle ret yiyoruz. Salonu terk edenler oluyor, küfürler ediliyor. Ülkenin siyasi planlamasına göre değişiklik gösteren bir festival planlaması var. Artık filmler nitelikli ya da niteliksiz diye değil zararlı ya da zararız diye seçiliyor. Çok büyük bir otosansür söz konusu. Ne olacak, nasıl olacak bilmiyorum..." diye konuştu.
FİLMİMİ TÜM GÜÇLÜ KADINLARA ADADIM
Havva Ana, bu direnişin sembolü oldu. Dozerlerin yaylalara çıktığı ve çalışmalarının başladığı ilk günlerde iş makinelerinin önünde durarak haykırdığı sözler herkesin dikkatini yaylalarda yaşanan mücadeleye çekti. Yöre halkının doğanın tahribatına karşı verdiği mücadeleyi ve Havva Ana ile yaptığı söyleşiyi anlatan Türkyılmaz, "Acılarla dolu bir coğrafyada bizi birleştiren yegane şeyin yeni yıkımlar karşısında daha güçlü durabilmek adına geçmiş acılar olduğunu düşünüyorum. Karadenizde, Güneydoğuda, İç Anadoluda, Egede Acıları aynı boyutu farklı kültürlerde yaşıyoruz. Birbirimizin acısını hissedebiliyorsak evet, oluyor demektir. Ben de filmin planlanmasından, çekimine, kurgusundan, gösterimlerine kadar bir gömlek gibi o acıyla yatıp o acıyla kalkıyorum. Halkın duyarlı kesimi müthiş işler çıkarıyor. Ancak onların da güçleri böyle bir tam yetki karşısında bir yere kadar yetebiliyor. Sevgiyi gözlerinde saklayan analarımızın avuçlarını yanağımda hissederim. Karadenizde her kadın gözümde bir toprak ana olarak canlanıyor. Havva Ana da öyle. Yüksek yamaçlar, zor doğa şartları, aşağıda hırçın bir deniz, güçlü akan bir dere Bu karakteri insanımıza coğrafyanın bu şartları veriyor. Halen bu ülkede kardeşlikten söz edebiliyorsak bu kadınlarımız, analarımız sayesinde. Bu bağlamda ben de filmimi Karadenizin ve Türkiyenin tüm güçlü kadınlarına adadım. Daha önce de bahsettiğim gibi sanat ve toplumun gerçekleri üzerine kurulu bu zararsız tanrıcılık oyununu sürdürmeye devam edeceğim" dedi.
Haber Merkezi