Tarladaki Zam, Sofradaki Hesap

Ahmet Toprak

Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı son verilere göre tarımsal girdi fiyatları Mayıs 2026 itibarıyla geçen yılın aynı ayına göre yüzde 36,65 arttı. Rakamlar kulağa teknik gelebilir. Ama bu artışın anlamı aslında çok basit: Çiftçinin maliyeti yükseliyor, bunun faturası da eninde sonunda vatandaşın sofrasına geliyor. Bir çiftçi üretim yaparken sadece tohum atmıyor. Gübre alıyor, ilaç alıyor, mazot kullanıyor, traktörünü tamir ettiriyor, sulama yapıyor. Bunların her biri “girdi maliyeti” denilen kalemleri oluşturuyor. Bu maliyetler arttıkça üretim de pahalı hale geliyor.

Verilere göre en dikkat çekici artış yüzde 63,56 ile gübre ve toprak geliştiricilerde yaşandı. Gübre, tarımın olmazsa olmazı. Gübre pahalı olunca çiftçi ya daha az kullanıyor ya da borçlanarak almaya çalışıyor. Daha az gübre kullanılırsa verim düşüyor. Verim düşünce de pazara daha az ürün geliyor. Az ürün ise yüksek fiyat demek. Verilerde enerji ve yağlayıcılarda aylık yüzde 4,39’luk bir düşüş görülüyor. İlk bakışta sevindirici gibi dursa da bu tek başına yeterli değil. Çünkü çiftçinin sırtındaki yük sadece mazottan ibaret değil. Gübre, yem, ilaç, makine bakım masrafları ve diğer giderlerdeki yüksek artışlar toplam maliyeti yukarı çekmeye devam ediyor.

Bugün pazara giden herkes aynı tabloyla karşılaşıyor. Domatesin, biberin, salatalığın, meyvenin fiyatı geçen yıla göre daha yüksek. Bunun tek nedeni marketler değil. Zincirin ilk halkasında, yani tarlada maliyet sürekli artıyor. Üretici de zor durumda, tüketici de. Çiftçi “Ürettiğim para etmiyor.” diyor. Vatandaş ise “Eskisi kadar alışveriş yapamıyorum.” diye yakınıyor. Aslında iki tarafın da ortak sorunu aynı: Artan üretim maliyetleri.

Üstelik bu durum sadece sebze ve meyveyi etkilemiyor. Hayvancılıkta kullanılan yem maliyetleri arttığında et, süt, peynir ve yumurta fiyatları da yükseliyor. Bu da mutfaktaki her alışverişte kendini hissettiriyor. Tarım sadece çiftçinin meselesi değildir. Çünkü sofradaki ekmekten kahvaltıdaki peynire, çorbadaki mercimekten akşam yemeğindeki salataya kadar her ürünün arkasında tarım vardır. Çiftçi üretmekte zorlandığında bunun etkisini şehirde yaşayan milyonlar da hisseder.

Bugün açıklanan rakamlar aslında geleceğe dair önemli bir uyarı niteliğinde. Eğer üretim maliyetleri kontrol altına alınamazsa önümüzdeki aylarda gıda fiyatlarında yeni artışlar görmek şaşırtıcı olmayacaktır. Vatandaş için mesele yüzde 36,65 değil; pazarda poşeti eskisi kadar dolduramamak, marketten her çıkışta biraz daha fazla para ödemek, ay sonunu hesap ederek alışveriş yapmak demek. İşte tarımsal girdi fiyatlarındaki artışın gerçek karşılığı da tam olarak budur.

Sonuç olarak güçlü bir tarım, yalnızca çiftçinin değil, 86 milyonun güvencesidir. Çiftçinin üretmeye devam edebilmesi; uygun maliyetle gübreye, mazota ve diğer girdilere ulaşabilmesi, sadece kırsalın değil şehirde yaşayan herkesin cebini ve sofrasını doğrudan ilgilendiriyor. Tarla kazanırsa pazar rahatlar, pazar rahatlayınca da vatandaşın mutfağı nefes alır.