Elektrikte Değişen Dengeler

Ahmet Toprak

Türkiye’nin elektrik tablosuna baktığımızda önemli bir değişim yaşandığını görüyoruz. Rakamlar aslında bize çok basit bir şey söylüyor: Elektrik üretiminde yenilenebilir kaynakların ağırlığı giderek artıyor. EPDK verilerine göre Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü, 2025’in ilk yarısından 2026’nın ilk yarısına kadar 119 bin 740 megavattan 126 bin 113 megavata yükseldi. Yani bir yılda yaklaşık 6 bin 373 megavatlık yeni kapasite devreye girdi. Bu artışın büyük bölümü ise yenilenebilir enerji kaynaklarından geldi. Bugün Türkiye’nin elektrik kapasitesinin yüzde 62,5’i yenilenebilir kaynaklardan oluşuyor. Geçen yıl bu oran yüzde 61,1’di. İlk bakışta küçük bir artış gibi görünebilir. Ancak enerji gibi devasa bir alanda bu oranlar, önemli bir dönüşüme işaret ediyor.
Bu dönüşümün başrol oyuncularından biri hiç kuşkusuz güneş enerjisi. Güneş enerjisinin kurulu gücü bir yılda 23 bin 573 megavattan 27 bin 210 megavata çıktı. Yaklaşık 3 bin 637 megavatlık artış söz konusu. Üstelik güneş enerjisi, kaynak bazında kurulu güç sıralamasında hidroelektriğin ardından ikinci sıraya yükseldi. Türkiye’nin önünde artık yalnızca hidroelektrik, arkasında ise rüzgar bulunuyor. Bu tablo bize şunu gösteriyor: Güneş, artık sadece çatılara birkaç panel yerleştirilmesinden ibaret bir seçenek değil. Türkiye’nin enerji politikasında giderek daha büyük bir yer kaplayan temel kaynaklardan biri haline geliyor. Rüzgarda da benzer bir yükseliş var. Rüzgar enerjisinin kurulu gücü 13 bin 476 megavattan 15 bin 281 megavata yükseldi. Güneş ve rüzgarın birlikte büyümesi özellikle dikkat çekici. Çünkü bu iki kaynak, son bir yılda yenilenebilir enerji kapasitesindeki artışın yaklaşık yüzde 97’sini oluşturdu. Burada asıl sorulması gereken soru şu: “Bu rakamlar vatandaşın hayatını nasıl etkileyecek?” Yenilenebilir enerji yatırımlarının artması, Türkiye’nin dışarıdan enerji kaynaklarına olan bağımlılığını azaltma açısından önemli bir fırsat sunuyor. Güneşin de rüzgarın da ülkemizde bol miktarda bulunan kaynaklar olması, uzun vadede enerji güvenliğimizi güçlendirebilir. Ancak yalnızca santral sayısını artırmak yetmez. Üretilen elektriğin güvenli ve kesintisiz şekilde dağıtılması, elektrik şebekelerinin yenilenmesi, depolama teknolojilerinin geliştirilmesi ve yatırımların doğru planlanması da gerekiyor. Çünkü güneş gündüz, rüzgar ise hava koşullarına bağlı olarak elektrik üretiyor. Vatandaşın ise elektriğe ihtiyacı gece de gündüz de devam ediyor. Dolayısıyla bundan sonraki dönemin önemli başlıklarından biri yalnızca “ne kadar elektrik üretiyoruz?” değil, “ürettiğimiz elektriği nasıl depolayıp ihtiyaç duyulan zamanda kullanacağız?” sorusu olacak.
Asıl dikkat çekici gelişme ise elektrik üretiminde yaşandı. 2025’in ilk yarısında yenilenebilir kaynaklardan 81,3 teravatsaat elektrik üretilirken, 2026’nın aynı döneminde bu rakam 107,5 teravatsaate çıktı. Yani yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimi yaklaşık yüzde 32 arttı. Daha anlaşılır söyleyelim: 2026’nın ilk altı ayında Türkiye’de üretilen her 10 birim elektriğin 6’dan fazlası yenilenebilir kaynaklardan geldi. Bu gerçekten önemli bir değişim. Burada hidroelektriğin de büyük payı var. Hidroelektrik üretimi bir yılda 33,9 teravatsaatten yaklaşık 57 teravatsaate yükseldi. Rüzgarın üretimi 18,8 teravatsaatten 21,5 teravatsaate, güneşin üretimi ise 17,6 teravatsaatten 18,3 teravatsaate çıktı.
Bir başka dikkat çekici gelişme de lisanssız elektrik üretiminde yaşanıyor. Lisanssız elektrik kurulu gücü bir yılda 21 bin 947 megavattan 25 bin 239 megavata çıktı. Bunun neredeyse tamamına yakını güneş enerjisinden oluşuyor. Lisanssız kapasitenin yüzde 96,7’sini güneş enerjisi oluşturuyor. Bunun anlamı şu: Artık sadece büyük enerji şirketleri değil, işletmeler ve farklı ölçekteki yatırımcılar da kendi elektriğini üretme imkanına daha fazla sahip. Özellikle işletmeler açısından kendi çatısında elektrik üretmek, uzun vadede enerji maliyetlerini yönetmek açısından önemli bir seçenek haline geliyor. Verilerde belki de en dikkat çekici noktalardan biri ise Türkiye’nin elektrik ticaretindeki değişim. 2025’in ilk yarısında yaklaşık 980 bin megavatsaat olan net elektrik ihracatı, 2026’nın aynı döneminde 1 milyon 426 bin megavatsaate çıktı. Yani Türkiye, yılın ilk altı ayında elektrik ihracatında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 45,5 artış sağladı. Bu tablo, Türkiye’nin enerji alanında sadece tüketen değil, aynı zamanda üreten ve ihraç eden bir ülke olma yönündeki potansiyelini de ortaya koyuyor. Bugünün rakamları, Türkiye’nin bu yönde ilerlediğini gösteriyor. Bundan sonraki sınav ise bu büyümeyi doğru planlamak ve toplumun tamamına fayda sağlayacak bir enerji dönüşümüne çevirmek olacak.