Uzayan Ömür Tek Başına Yeterli mi?

Ahmet Toprak

Her yıl açıklanan istatistikler, ülkemizin sağlık alanında nerede olduğunu anlamamız açısından önemli ipuçları veriyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayımladığı 2023-2025 Hayat Tabloları da bunlardan biri. Verilere göre Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi 78,5 yıla yükseldi. Kadınlar ortalama 81,1 yıl, erkekler ise 75,9 yıl yaşıyor. İlk bakışta bu rakamlar hepimizi sevindiriyor. Çünkü bundan 30-40 yıl önce insanların ortalama yaşam süresi bugünkü kadar yüksek değildi. Tıptaki gelişmeler, aşılar, erken teşhis yöntemleri, sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaşması ve yaşam koşullarındaki iyileşmeler sayesinde insanlar artık daha uzun yaşıyor. Ancak bu rakamların arkasında üzerinde düşünmemiz gereken çok önemli bir gerçek daha var. O da “nasıl yaşadığımız” sorusu.

TÜİK’in açıkladığı verilere göre doğuşta sağlıklı yaşam süresi 58 yıl. Yani ortalama bir vatandaşın yaşamının yaklaşık son 20 yılı, çeşitli sağlık sorunlarıyla mücadele ederek geçebiliyor. Kronik hastalıklar, hareket kısıtlılığı, sürekli ilaç kullanımı veya günlük yaşamı zorlaştıran sağlık problemleri, özellikle ileri yaşlarda birçok kişinin karşılaştığı gerçekler arasında yer alıyor. Demek ki yalnızca ömrün uzaması tek başına yeterli değil. Önemli olan, yaşadığımız yılların kaliteli olmasıdır. Hiç kimse sadece uzun yaşamak istemez. İnsan; yürüyebildiği, kendi işini görebildiği, torunlarıyla oynayabildiği, dostlarıyla sohbet edebildiği, üretmeye devam ettiği bir yaşlılık hayal eder. İşte buna “sağlıklı yaşlanma” deniyor. Verilere göre kadınlar erkeklerden ortalama 5,2 yıl daha uzun yaşıyor. Bu durum yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın birçok ülkesinde benzer şekilde görülüyor. Uzmanlar bunun nedenleri arasında biyolojik farklılıkların yanı sıra yaşam tarzını da gösteriyor. Her ne kadar kadınlar daha uzun yaşasa da sağlıklı yaşam süresi erkeklerden biraz daha düşük. Bu durum kadınların ileri yaşlarda kronik hastalıklarla daha uzun süre yaşadığını gösteriyor. Yani uzun yaşamak her zaman daha sağlıklı yaşamak anlamına gelmiyor.

Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri de eğitim düzeyi yükseldikçe yaşam süresinin uzaması. Bazı insanlar bunu duyunca şaşırabilir. “Okumak insanı nasıl daha uzun yaşatır?” diye düşünebilir. Aslında cevap oldukça basit. Eğitim seviyesi yükselen bireyler sağlık konusunda daha bilinçli oluyor. Dengeli beslenmeye dikkat ediyor, düzenli egzersiz yapıyor, sigaradan uzak duruyor, hastalık belirtilerini önemseyerek zamanında doktora gidiyor. Ayrıca daha güvenli çalışma koşullarında görev yapma ve sağlık hizmetlerinden etkin yararlanma imkanına sahip olabiliyor. Kısacası eğitim sadece meslek sahibi olmayı sağlamıyor; sağlıklı yaşam alışkanlıklarının gelişmesine de katkıda bulunuyor. Bu nedenle eğitime yapılan yatırım aslında toplumun gelecekteki sağlık yatırımı anlamına da geliyor. Toplum olarak çoğu zaman hastalandığımızda doktora gitmeyi düşünüyoruz. Oysa modern sağlık anlayışı hastalık ortaya çıktıktan sonra değil, ortaya çıkmadan önce önlem almayı esas alıyor. Bugün birçok hastalık düzenli kontroller sayesinde erken teşhis edilebiliyor. Erken teşhis edilen birçok rahatsızlık ise başarılı şekilde tedavi ediliyor. Bu nedenle belirli aralıklarla sağlık taramalarını yaptırmak, tansiyon ve şeker ölçümlerini ihmal etmemek, kanser taramalarına katılmak büyük önem taşıyor. Sağlık, yalnızca hastaneye gidince hatırlanacak bir konu değildir. Günlük yaşamımızdaki küçük alışkanlıklar geleceğimizi belirler.

Çoğu kişi sağlıklı yaşamanın pahalı olduğunu düşünüyor. Oysa bunun önemli bir kısmı para değil, alışkanlık meselesidir. Her gün yarım saat yürüyüş yapmak... Asansör yerine merdiven kullanmak... Sigarayı bırakmak... Yeterli su içmek... Düzenli uyumak... Bütün bunlar hem yaşam süresini hem de yaşam kalitesini artıran en önemli adımlar arasında yer alıyor. Küçük görünen bu değişiklikler yıllar içinde kalp hastalıklarından diyabete, obeziteden yüksek tansiyona kadar birçok hastalığın riskini azaltabiliyor. Türkiye artık genç nüfusuyla öne çıkan ülkelerden biri olmaktan giderek uzaklaşıyor. Ortalama yaşam süresi uzarken yaşlı nüfus da her geçen yıl artıyor. Bu durum sadece sağlık sistemini değil, sosyal hayatı, emeklilik sistemini, bakım hizmetlerini ve aile yapısını da yakından ilgilendiriyor. İleri yaşlarda daha fazla sağlık hizmetine ihtiyaç duyulacak. Açıkladığı rakamlar bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor. Evet, artık daha uzun yaşıyoruz. Bu sevindirici bir gelişme. Ancak asıl hedefimiz sadece ömrü uzatmak olmamalı. Önemli olan; son yıllarımızı hastane koridorlarında geçirmek yerine, yürüyüş yaparak, kitap okuyarak, torunlarımızla vakit geçirerek, üretmeye devam ederek ve yaşamdan keyif alarak geçirebilmektir. Çünkü gerçek zenginlik, yılların çokluğu değil; o yılları sağlık, huzur ve umut içinde yaşayabilmektir.