Geçtiğimiz perşembe günü, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı hep birlikte büyük bir gurur ve coşkuyla kutladık. Sokaklarımız bayraklarla süslendi, pencerelerimizden al bayrağımızın kırmızı ve beyaz renkleri yükseldi. Kimi meydanlarda marşlar yankılandı. Kalabalık, bir sel gibi aktı geçti. Ancak Cumhuriyet’in yalnızca bir gün kutlayıp geride bırakacağımız bir bayramdan çok daha fazlası olduğunu unutmamalıyız.
Cumhuriyet, bir milletin kendi geleceğine sahip çıkma iradesi, eşitlik umudu ve özgür yarınlara duyduğu inançtır. 29 Ekim, takvim yapraklarında bir tarih olmanın ötesinde, bize kim olduğumuzu ve hangi değerler üzerinde yükseldiğimizi hatırlatır.
Bugün bizlere düşen görev, Cumhuriyet'i yalnızca törenlerde anmak değil, onu günlük hayatımızda yaşatmak, değerlerine sahip çıkmak ve gelecek nesillere daha güçlü bir şekilde emanet etmektir. Çünkü Cumhuriyet, geçmişten kalan bir hatıra değil, geleceğe uzanan ortak sorumluluğumuzdur.
Belki de her 29 Ekim'de kendimize şu soruyu sormalıyız: Biz, bize bırakılan bu büyük emanete ne katabiliyoruz?
Cumhuriyet’in, yalnızca ilan edildiği gün kazanılmış bir değer olmadığını, her gün emekle, bilinçle ve dayanışmayla yaşatılması gereken bir miras olduğunu unutmamalı ve bizden sonra gelecek kuşaklara bu değerleri aktarmalıyız.


