Yağmur yağmaya başladığında hepimiz gökyüzüne bakarız. Kimi için berekettir yağmur, kimi için serinlik, kimi için de “Acaba yine yollar su altında kalacak mı?” endişesidir. Oysa yağmurun kendisinden korkmamalıyız. Korkmamız gereken, yağmura hazırlıksız yakalanmaktır.
Bugün ülkemizin birçok yerinde yağmur var. Meteoroloji günler öncesinden uyarılarını yaptı. Buna rağmen her kuvvetli yağışta aynı görüntülerle karşılaşıyoruz: Su basan yollar, taşan dereler, ulaşıma kapanan güzergâhlar, evlerine su giren vatandaşlar…
Peki yıllardır yaşadığımız bu tablo bize ne anlatıyor?
Aslında çok basit bir şey söylüyor: Tedbir, felaket yaşandıktan sonra değil, felaket yaşanmadan önce alınmalıdır.
Bir dere yatağına yapılaşmışsak, yağmur suyunun akacağı kanalları yeterince düzenlememişsek, şehirlerimizi betonla kaplarken doğanın suyu nereye taşıyacağını düşünmemişsek, yağan yağmurdan şikâyet etmeye hakkımız var mı?
Yağmur suçlu değil.
Yağmur, doğanın bir parçası. Bazen toprağa hayat veriyor, bazen barajları dolduruyor, bazen kuruyan ağaçların imdadına yetişiyor. Fakat biz doğanın dengesiyle oynadığımızda, onun karşısında çaresiz kalabiliyoruz.
Elbette bütün sorumluluğu yöneticilere yüklemek de doğru değil. Vatandaş olarak bizim de görevlerimiz var. Yağış uyarılarını dikkate almak, zorunlu olmadıkça riskli bölgelere gitmemek, araçlarımızı dere yataklarına ve su baskını ihtimali olan yerlere bırakmamak da tedbirin bir parçası.
Ancak asıl mesele, tedbir kültürünü toplum olarak benimsemek.
Çünkü biz çoğu zaman olay olduktan sonra konuşuyoruz. Bir bina yıkılınca neden sağlam yapılmadığını, sel basınca altyapının neden yetersiz olduğunu, bir yol kapandığında neden önlem alınmadığını sorguluyoruz.
Oysa önemli olan, bunları yaşanmadan önce düşünmek.
Bir çocuğun yağmur altında okuluna güvenle gidebildiği, işe giden bir insanın birkaç saatlik sağanak nedeniyle yolda mahsur kalmadığı, yaşlı bir vatandaşın her yağmurda evini su basacak korkusu yaşamadığı şehirler oluşturmak zorundayız.
Çünkü yağmur bir felaket değildir. Felaket, yağmura karşı hazırlıksız olmaktır.
Bugün penceremizden yağmuru izlerken biraz da bunu düşünelim. Gökyüzünden düşen her damla bize aynı şeyi hatırlatıyor: Doğaya karşı değil, doğayla birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz. Ve unutmayalım… Yağmur gökten gelir; felaketi ise çoğu zaman biz hazırlıyoruz.

