Türk müziğinin dahi bestekarları ve takdir-e şayan sanatçıları, yüzyıllardır bu toprakların ruhunu, sevincini ve hüznünü notalarla ölümsüzleştirmektedir. Geleneksel ezgileri evrensel boyutlara taşıyan bu ustalar, sadece birer müzisyen değil, aynı zamanda toplumsal hafızamızın en güçlü koruyucularıdır. Onların mirası, zamanın ötesine geçerek nesilleri birbirine bağlayan kültürel bir köprü vazifesi görmektedir.
Klasik Türk müziğinden günümüz çağdaş yapıtlarına kadar uzanan geniş yelpazede, bestekarlarımızın, her biri kendine has bir ekol yaratmıştır. Dede Efendi’nin derin tasavvufi tınılarından Itri’nin görkemli makam yapılarına
Münir Nurettin Selçuk’un ekolleşen sesinden, Zeki Müren’in sanat güneşimiz olarak kalplerde bıraktığı ize kadar her sanatçı, bu zengin kültürün birer yapı taşıdır. Bestekarlık yalnızca notaları yan yana getirmek değil; bir dönemin hissini, aşkını ve felsefesini ses tellerine ve enstrümanlara nakşetme sanatıdır…
Bu duayenlere müteakip bestekar ve sanatçılarımızdan biridir saygıdeğer Vefik Ataç.
Ataç ailesi, Urfa müzik kültürünün son 100 yılına damgasını vurmuş bir ailedir. Vefik Ataç’in babası Mustafa Ataç bestekâr olup, kardeşi, merhum Mehmet Ataç ise, 1950’li yıllardan bu yana Türkiye radyolarında dillerden düşmeyen “Bilmem feleğin kastı ne”, “Ta ezelden yüzüm gülmez ağlarım”,
“Mektubu gelmez yarin”, “Derbederim yoktur yuvam”, “Felek hançerini almış eline” türküleri başta olmak üzere yüzlerce türküyü kültürümüze kazandırmış bir müzik dahisidir.
Urfa’da müzik icra edenler; aslına ve makam geleneğine bağlı kalmayarak kafalarına göre, eğlence amaçlı olarak icra edenler ve eski ustaların dizinin dibinde oturarak onlardan öğrendiklerini aslını bozmadan, makam geleneğine göre, sanat amaçlı olarak icra edenler olmak üzere iki gruba ayırabiliriz...
Vefik Ataç, Ortaokul ve lise yıllarında tanışıp arkadaş olduğu Mehmet Özbek, Lütfü Emiroğlu, Ömer Emiroğlu, Abdullah Balak ve İbrahim Özkan ile birlikte ustalarından edindikleri bilgilerle müziğimizi aslına uygun ve sanat amaçlı icra eden ikinci grup içerisinde yer almıştır...

Müziği yaşam biçimi edinmiş bu değerli insanlar Urfa Müzik tarihinin son 50 yılına sanatsal hizmetleriyle damgalarını vurmuşlardır.
1946 doğumlu Vefik Ataç ortaokul ve lise yıllarında makam bilgisine sahipti. Ritim saz, cura, bağlama, cümbüş ve keman çalabiliyordu.
1963 yılında yüksek öğrenim (Kimya Bolümü) için gittiği İzmir’de müzik yaşamına devam etti.
1966 yılında Ayhan Sökmen sayesinde tanburla tanıştı... Tanburi Cemil Bey, İzzeddin Ökte ve Necdet Yaşar gibi ustaları dinleyerek onlardan feyz aldı.
Ancak bu sanatçıları hiçbir zaman taklit etmedi.
Kendisine özgü bir tarz geliştirdi.
Ünlü tambur üstadı Necdet Yaşar; “Günümüzde birçok tanburi beni taklit ediyor, fakat Vefik kendini çalıyor..” demiştir.
1969 yılından vefatına kadar TRT İzmir Radyosu’nda “Yetişmiş Tanbur sanatçısı “, “Koro Şefliği” ve “TSM Müdürlüğü” görevlerinde bulunan Vefik Ataç, birçoğu radyolarda ve devlet korolarında ses ve saz sanatçısı olarak görev yapan öğrenciler yetiştirdi.
Merhum Vefik Ataç, 100’e yakın bestesiyle ve tanbur ustalığıyla Türk Sanat Müziği alanında Türkiye’nin önde gelen sanatçıları arasında anılıyor.
Ayni zamanda şairlik yönü de olan Vefik Ataç, şiirlerini “Mahmut Rehavi - Rehavi” imzası ile yayınlamış ve şiirlerinden bazılarını da bestelemiştir..
Vefik Ataç, gönüllerimize huzur veren bestelerini ve kendi yolunda yetiştirdiği pırlanta değerindeki iki oğlu Mustafa Alp Ataç ve Ali Ataç’ı musikimize armağan ederek
8 Mart 1999 tarihinde, genç denilebilecek bir yaşta (51) bu dünyadan Hakkın rahmetine kavuşmuştur.
O’nun mezar taşını “Rehavi” mahlasıyla kaleme aldığı kendi şiiri süslüyor.
“HER SEY HOŞ BU ALEMDE MEÇHUL OLAN ZAMAN HOŞ
NEŞ’E DE HOŞ, YALAN DENEN MEKÂN HOŞ GÜZEL DE HOŞ, ÇİRKİN DE, GÖR KENDİNİ REHAVİ DÜNYAYA GELMEK DE HOŞ BEL Ki , YA DÖNMEK EN HOŞ..
Şiirdeki
“DÜNYAYA GELMEK DE HOŞ
BELKI YA DÖNMEK EN HOŞ,
Mısraları bana Mevlana’nın ölüme, “Seb-i Aruz” yani (Düğün Günü- Vuslat Günü) olarak bakmasını çağrıştırdı. Dünyada her şeyi hoş gören sanatçının “Belki ya dönmek en hoş” dizesi, ölümü Hakk’a kavuşmak olarak gördüğünü anlatıyor.
Son olarak bestesi ve güftesi Saygıdeğer üstad Vefik Ataç’a ait ,
Nihavend makamında Söylemek istesem kalbimdekini,
Tellerde inleyen bir nağme olur.
Bilmemki ne yapsam, nasıl söylesem
Anlamaz vefasız hemen gücenir,
Yetmezmi bu gönül dilfigar olur.
Eseriyle özlemle, saygıyla ve sevgiyle yad ediyor,
Mekânı cennet, ruhu şad olsun diyerek rahmetle anıyorum. 💐
Mutlu bir hafta geçirmeniz dileklerimle Sağlıcakla kalınız…