Aynadaki Yüz
- Oluşturulma Tarihi : 08.01.2026 09:03
- Güncelleme Tarihi : 08.01.2026 09:03
O sabah aynaya baktığında gördüğü yüze yine tebessüm edememişti Azelya. İyi bir insan olmak onun özünde vardı. Tersini hiç düşünmemiştim bile. O halde neden hayatın kıyısında bir oturumluk yer bulup oracığa ilişmiş gibi hissediyordu. Aynadaki kadın bu kadar iyiyse neden bir tebessümü bile hak etmiyordu.
Azelya, içindeki çetin savaşlara bir son vermek istiyordu. Ne iyi bir eş olabilmişti, ne iyi bir arkadaş, ne de kardeş. Oysa hayatının büyük bir bölümünü tüm bunlara emek vererek geçirmişti. Elinden gelenin kat be kat fazlasını yapmıştı. O zaman sorun neredeydi?
Sevgi her derdin ilacı derler ya, o bunun yanına şefkat ve merhameti de eklemişti. Tüm bunlara arada empati de eşlik ediyordu. Tüm bu duygularla sevdiği, üzerine titrediği kişiler neden memnun olmaz ki, her insan sevilmek, anlaşılmak istemez mi?
Duyduğu bir söz birden aklına geldi. İnsanlara gereğinden fazla yapılan iyilikler zamanla görevi olarak görülürmüş. Şu an yapamadığım bazı şeyler, başkalarının her zaman yapmadıklarıydı. Ama onlar değil, Azelya tepki alıyordu. Çünkü her zaman yapıp alıştırmıştı. Yokluğu fark ediliyordu artık.
Naif bir insandı. Karşısındakini incitmemek için, kelimelerle adeta dans ederdi. Çünkü her insan Allah’ın bir tanesiydi ve eşsizdi. Saygı duymak gerekirdi elbet. Ama düşünemediği bir şey vardı. Kendisi de bir taneydi. Naif ve zarif olmak, güçsüzlük, zayıflık olarak algılanmıştı. Kalbindeki o devasa sevgiyi zarif bir şekilde göstermek, zayıflık olarak görülmüştü.
Hayat bir cenk meydanıydı ve dürüstlük, sevgi, iyi niyet, savaşı kazanmak için yeterli teçhizatlar değildi. Kazanmak için her yol mubah diyen insanların arasında ne kadar şansı olabilirdi ki. Kaçıp kalesine sığınmak, kendi dünyasının dinginliğinde dinlenmek istiyordu.
Onlar Azelya’nın yürekçe olan dilini anlamamışlardı. Belki de sığındığın kalesinde onların dilini bir nebze öğrenebilirdi. İnsanlar onun yanında kendilerini hep iyi ve güvende hissetmişlerdi. Belki o da kendini iyi ve güvende hissedebileceği kişileri seçme şansına sahip olabilirdi. Hep seçilen, tercih edilen olmuştu ama seçmek ve tercih etme sırası belki de ona gelmeliydi artık.
Aynadaki yüzün ifadesi değişmeye başlamıştı sanki. İçindeki sevgiyi, merhameti, naifliği korumak adına, sığındığı kalenin kapısını hafifçe aralayıp, içeriye girecek olanları özenle seçecekti. Ona yürek dilini anlayacak kişiler lazımdı. Onu anlamayanların dilini de onlarla mücadele edebilmek için bir parça bilmeliydi. Belki de kalesinden çıktığında onu değişmekle suçlayacaklardı. Ama olsun. Kalbinin renklerini kaybetmeden dünyada bir yer edinebilmenin de gereğini yapmak lazımdı.
Aynaya son kez bakıp gülümsedi ve “merhaba hayat” dedi.