Sınav Ne Zaman Başladı?

Filiz Akkaya

Başımıza gelen her olumsuz olayda, içimizden hayata karşı bir öfke, kızgınlık ve sonunda yılgınlık gelir. Ama bir süre sonra içimizi bir nebze rahatlatacak o kadim cümle dökülür dudaklarımızdan. “Bu da benim imtihanım. İsyan etmek ne haddime. Sınavı başarıyla geçmem için sabır gerekir”.

Kimimizde isyan diz boyu, kimimizde ise, sessiz bir sabır. Peki sınavımız ne zaman başladı? İnsanın yaradılışı ile birlikte var olduğunu düşünecek olursak, başı Hz. Adem’e ve Hz. Havva’ya kadar uzanmaz mı? Belki de ilk sınavımız, ”o yasak ağaca dokunma” sözleriyle başlamıştı. O kadar ağaçtan sadece bir tanesine “dokunma” demenin amacı neydi? Kulum bana itaat edecek mi? Yoksa şeytana uyup sözümü mü çiğneyecek. Nasıl ki Hz. Muhammed (sav) in hayatında bizler için örnek olacak yaşanmışlıklar oluşturmuş ise, ilk sınavı da Hz. Adem ve Hz. Havva ile bize tanıtmış olabilir mi?

Üzerlerinde cennet elbiseleri ile dolanırken, yasaklı elmayı koparıp tattılar. Ve elbiseleri yok olmaya başladı. Bir hışımla cennet yapraklarını kendilerine örtü yaptılar. Nefis muhasebesinde yenik düşmenin sonucu olarak sınavı kaybettiler. Hem cennetten hem de birbirinden ayrı düştüler. Küçük bir sınav, daha büyük bir sınava mı yol açmıştı.

İşlenilen günah ile, örtünmenin verdiği saygınlık ortadan kalkmış, yerini utanç duygusuna bırakmıştı.

“Ey ademoğulları! Şeytan babanızla annenizi onların elbiselerini soyarak ayıp yerlerini göstermek için cennetten çıkardığı gibi, sakın sizi de şaşırtıp yoldan çıkartmasın. Çünkü o ve kabilesi sizi, sizin onları göremeyeceğiniz taraftan görürler. Biz şeytanları imana gelmeyeceklerin dostları kılmışızdır. ”(Araf / 27)

İnsanlardan başka her canlı kendi kıyafet örtüsü ile doğar. Yaz kış demeden, üzerlerindeki kendine has deri ve tüy çeşitleri ile sıcak ve soğuğa karşı korunur ve örtülü vaziyette olurlar. Düşünmeden edemiyorum ki, acaba insanoğlunun nasıl bir beden örtüsü vardı da yasak elmayı isyan ile yiyince örtüsüz kaldı. Ondan sonra örtünmek için ne bulduysak sarıldığımız kıyafetler edindik.

Hz. Adem ve Hz. Havva dünyaya inince utanma duygusu ile birlikte birbirinden ayrılık acısını, yani hasret ve özlemi tatlılar. Şeytanın psikolojik ve sosyal etkileri o zamanlardan başlayıp günümüzde de devam etmektedir.

Yaradılış fıtratımıza uymayan bir yaşam tarzına kayanlarda gördüğümüz, çağa ayak uydurma adı altında sergilenen serbestlik, rahat yaşam tarzı, beraberinde yalnızlaşmayı, psikoloji ve toplumsal sorunları da getiriyor. Tahammülsüzlük, kolaya kaçma, istekleri doğrultusunda kendine özel yaşam alanı oluşturma, aile ve toplumsal birlik düzenini bozuyor.

Oysa ki biz olaylar ile birlikte, birbirimiz ile de sınanmak üzere yaratıldık. Tek başımıza özgürlük adı altında istediğimiz gibi suya sabuna dokunmadan, sınanmadan öylece dünyadan geçip gideceğimizi mi sandık. Sadece birbirimiz ile de kalmayıp, yalnız, kendi kendimiz ile baş başa kaldığımızda bile duygu ve düşüncelerimizle sınanmaktayız.

Yaradılış fıtratımıza, Allah’ın emir ve yasaklarına uygun bir şekilde yaşayıp, sınavımızın kolaylaşıp, sonumuzun Allah’ın rızası ile taçlanması umuduyla...