13 Eylül İsveç seçimleri sadece bir iktidar değişikliği ihtimalini değil, İsveç toplumunun son yıllarda yaşadığı büyük siyasi dönüşümün de önemli bir işaretini ortaya koydu.
Avrupa'nın birçok ülkesinde aşırı sağ partilerin yükselişe geçtiği bir dönemde İsveç'ten gelen sonuç dikkat çekici.
Sverigedemokraterna…
Yani İsveç Demokratları.
Göçmen karşıtı politikaları, daha sert göç ve entegrasyon politikaları, suç ve güvenlik konularındaki sert söylemleriyle son yıllarda İsveç siyasetinin en etkili aktörlerinden biri haline gelen parti, bu seçimde yaklaşık 3 puan oy kaybetti ve yüzde 17,6'ya geriledi. Üstelik parti, bir önceki seçime göre ilk kez oy kaybı yaşadı ve ikinci büyük parti konumunu Moderaterna'ya bıraktı.
Peki bu sonuç ne anlama geliyor?
Bence bunun cevabı yalnızca 'İsveç halkı aşırı sağdan uzaklaştı' şeklinde açıklanamaz.
Çünkü İsveç'te toplumun önemli bir bölümü hâlâ göç, entegrasyon, çete suçları, güvenlik ve kamu düzeni konusunda ciddi endişeler taşıyor.
Ancak seçmenin artık başka bir sorusu daha var:
'Peki benim hayatım ne olacak?'
İşte seçim sonucunun asıl mesajı belki de burada yatıyor.
Göçmen meselesi üzerinden siyaset yapmak yetmedi
Son yıllarda İsveç siyasetinde göç ve göçmenler çok önemli bir gündem maddesi oldu.
İsveç Demokratları bu konuyu siyasetin merkezine taşıdı.
Daha az göç, daha fazla sınır kontrolü, daha sıkı geri gönderme politikaları ve çok daha sert entegrasyon şartları savunuldu.
Üstelik sadece İsveç Demokratları değil, merkez sağ hükümet de son dört yılda göç politikasını önemli ölçüde sertleştirdi.
Ancak seçim kampanyasında dikkat çeken bir gelişme yaşandı.
Göçmenlik ve suç meselesinin yanında ekonomi, refah, işsizlik, vergiler ve insanların günlük hayatındaki ekonomik sıkıntılar daha fazla konuşulmaya başladı.
Çünkü mutfak siyasetin en güçlü belirleyicisidir.
Bir insanın cebindeki para azalıyorsa, ev kirası yükseliyorsa, elektrik ve gıda faturaları ağırlaşıyorsa, iş bulmak zorlaşıyorsa, sağlık ve eğitim hizmetleri konusunda endişeler artıyorsa yalnızca göçmenleri konuşarak seçmenin bütün sorunlarını çözemezsiniz.
İsveçlinin de göçmenin de ortak sorusu: Geleceğim ne olacak?
Bugün İsveç'te yaşayan insanların önemli bir bölümü aslında farklı kökenlerden gelmelerine rağmen aynı ekonomik sorunlarla karşı karşıya.
İsveçli de…
Türkiye'den gelen göçmen de…
Iraklı, Suriyeli, Somalili, İranlı veya başka bir ülkeden gelen insan da…
Market arabasını doldururken fiyatlara bakıyor.
Kira ödüyor.
Elektrik faturasını ödüyor.
Çocuğunun geleceğini düşünüyor.
İş bulmaya çalışıyor.
Vergisini ödüyor.
Ve aynı soruyu soruyor:
'Önümüzdeki birkaç yıl içerisinde hayatım daha mı iyi olacak, daha mı kötü?'
Siyasetçinin bu soruya vereceği cevap, artık sadece göçmenleri suçlamak veya göçmenleri savunmak olmamalı.
Asıl mesele insanların yaşam kalitesidir.
İşsizlik ve gençlerin geleceği
Seçimin bundan sonraki dönemde hükümetin önüne koyduğu en önemli dosyalardan biri de işsizlik ve özellikle gençlerin geleceği olacak.
İsveç güçlü bir ekonomiye, gelişmiş sanayiye ve yüksek teknoloji şirketlerine sahip.
Fakat ekonomik gücün toplumun bütün kesimlerinde aynı şekilde hissedilmesi gerekiyor.
Bir ülkede üniversite mezunu gençler uzun süre iş arıyorsa, yeni gelen göçmenler eğitim ve mesleklerine uygun işlere giremiyorsa, bazı bölgelerde sosyal dışlanma devam ediyorsa yalnızca 'entegrasyon sorunu var' demek yeterli değildir.
İnsanlara iş vermeden entegrasyon beklemek de mümkün değildir.
İsveç'in önündeki en büyük meselelerden biri, göçmenleri yalnızca sosyal yardım alan insanlar olmaktan çıkarıp üretimin, ekonominin ve toplumun aktif parçası haline getirmektir.
Bunun yolu ise eğitimden, meslek eğitiminden, İsveççe öğrenmekten ve iş piyasasına gerçek anlamda katılmaktan geçiyor.
Göçmenlere de açık bir mesaj var
Ancak burada göçmenlerin de kendisine sorması gereken sorular var.
İsveç'e gelen herkes bu ülkenin kurallarına saygı göstermeli.
Çalışmalı.
Dil öğrenmeli.
Çocuklarının eğitimine önem vermeli.
Toplumla bütünleşmeli.
Kadın-erkek eşitliği, hukuk devleti ve demokratik değerler konusunda İsveç toplumunun temel kurallarına uyum sağlamalı.
Çünkü entegrasyon yalnızca devletin veya İsveç toplumunun görevi değildir.
Entegrasyon iki taraflı bir sorumluluktur.
İsveç'in de göçmenlere fırsat vermesi, göçmenin de bu fırsatı değerlendirmesi gerekir.
Suç ve güvenlik konusu ortadan kalkmadı
Fakat seçim sonucunu değerlendirirken bir başka gerçeği de görmezden gelmemek gerekiyor.
İsveç'teki çete suçları, silahlı şiddet ve güvenlik endişeleri toplumda ciddi bir karşılık bulmaya devam ediyor.
Bu nedenle aşırı sağın gerilemesi, 'göç ve suç meselesi artık önemli değil' anlamına gelmiyor.
Tam tersine…
Yeni kurulacak hükümetin bu konuda çok daha etkili olması gerekiyor.
Vatandaş güvenli bir mahallede yaşamak istiyor.
Çocuğunun okula güven içerisinde gidip gelmesini istiyor.
Sokakta yürürken kendisini güvende hissetmek istiyor.
Bunun adı sağcılık veya solculuk değildir.
Bunun adı kamu güvenliğidir.
Devlet suçla mücadele edecek.
Ama aynı zamanda suçun nedenlerini de ortadan kaldırmaya çalışacak.
Çünkü yalnızca daha fazla polis, daha fazla ceza ve daha fazla hapis cezası uzun vadede yeterli olmayabilir.
Eğitim…
İş…
Gençlerin geleceği…
Uyuşturucuyla mücadele…
Sosyal dışlanmanın azaltılması…
Bunlar da suçla mücadelenin parçalarıdır.
Avrupa sağa giderken İsveç neden farklı bir mesaj verdi?
Avrupa'da son yıllarda sağ ve aşırı sağ partilerin güç kazandığını görüyoruz.
Göç, ekonomik sıkıntılar, güvenlik endişeleri ve kültürel değişim birçok ülkede seçmeni daha sağa yöneltiyor.
İsveç'teki seçim sonucu ise bu trendin tamamen tersine döndüğü anlamına gelmese de önemli bir istisna ortaya koyuyor.
İsveç Demokratları'nın oy kaybetmesi, İsveç toplumunun 'sert göç politikalarından tamamen vazgeçiyoruz' dediği anlamına gelmiyor.
Daha çok şu mesajı veriyor olabilir:
'Göç sorununu çözün ama bütün ülkenin sorunlarını yalnızca göçmenler üzerinden açıklamayın.'
Bence seçim sonucunun en önemli mesajlarından biri budur.
İsveç'in önündeki asıl sınav şimdi başlıyor
Ön sonuçlara göre merkez sol blok 349 sandalyeli parlamentoda 176 sandalye ile sağ blokun 173 sandalyesinin önünde bulunuyor. Ancak fark son derece küçük ve hükümet kurma süreci kolay olmayacak.
Dolayısıyla seçim bitti ama İsveç siyasetindeki tartışma bitmedi.
Yeni dönemde hükümetin önünde çok zor dosyalar bulunuyor:
Ekonomi nasıl canlandırılacak?
İşsizlik nasıl azaltılacak?
Gençlere nasıl daha fazla iş imkânı sağlanacak?
Göç ve entegrasyon nasıl daha başarılı hale getirilecek?
Çete suçları nasıl bitirilecek?
İsveç'in güçlü refah devleti nasıl korunacak?
Vergiler ile sosyal devlet arasındaki denge nasıl kurulacak?
Ve belki de en önemlisi:
İsveç toplumu yeniden nasıl bir arada tutulacak?
Artık 'biz ve onlar' siyaseti yerine 'hepimiz' siyaseti zamanı
İsveç'in bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şey yeni bir kutuplaşma değil.
İsveçlinin de göçmenin de aynı ülkenin geleceğini paylaşabildiğini gösterecek bir siyasettir.
Göçmenleri suçlamak kolaydır.
Göçmenlerin bütün sorunların nedeni olduğunu söylemek kolaydır.
Ama çözüm üretmek zordur.
Aynı şekilde bütün sorunları yalnızca 'ırkçılık' diyerek açıklamak da kolaydır.
Zor olan ise insanların gerçek kaygılarını kabul ederek çözüm üretmektir.
İsveç'in önümüzdeki dönemde ihtiyacı olan siyaset tam da budur.
**Ne göçmen düşmanlığı…
Ne de gerçek sorunları görmezden gelen bir yaklaşım.**
İsveç'in ihtiyacı;
hukukun üstünlüğü, güvenlik, güçlü ekonomi, istihdam, başarılı entegrasyon, kaliteli eğitim ve herkes için eşit fırsat üzerine kurulu yeni bir toplumsal sözleşmedir.
13 Eylül seçimleri belki de İsveç halkının siyasetçilere verdiği en önemli mesajı burada saklıyor:
'Bizi birbirimize karşı kullanmayın. Sorunlarımızı çözün.'
Çünkü sandıkta verilen mesaj yalnızca bir partiye verilen oyun artması veya azalması değildir.
Bazen seçmen sessizce şunu söyler:
'Artık korkularımızı değil, geleceğimizi konuşun.'
İsveç'in yeni siyasi döneminde asıl sınav da tam olarak budur.