Sizin Lûgatinizda "Güvenlik" ve "Huzur" Yazmıyor
- Oluşturulma Tarihi : 26.03.2026 13:40
- Güncelleme Tarihi : 26.03.2026 13:40
Geçtiğimiz günlerde bir konuşmasında, tüm yaptıklarının tek amacının dünyayı daha güvenli ve huzurlu bir yer haline getirmek olduğunu söyleyen Trump'un sözlerini duyunca, ister istemez buruk bir tebessüm belirdi yüzümde. Bu tebessüm, saf bir gülümseme değil, bir çocuğun dünyanın bu kadar büyük bir yalanı kaldıramayacağını sandığı o masum anlardaki gibiydi. 'Bu adam gerçekten dünya ile dalga mı geçiyor?' diye sordum kendi kendime.
Zira güvenlik ve huzur, sizin lûgatinizde olmayan iki kelime. Sizin lûgatinizde, Epstein'ın şantaj ve tehdit ağıyla düğümlenen kirli ilişkiler, emir kulu olduğunuz İsrail'le birlikte yazdığınız kanlı senaryolar var.
Siz değil misiniz, Gazze'de çocuk, kadın, yaşlı demeden masumları katlederek o toprakları kan ve gözyaşı gölüne çeviren? Şimdi utanmadan aynı ellerle dünyaya 'huzur' mu dağıtacaksınız?
Siz değil misiniz, dünya nüfusunu azaltma projelerinin bir parçası olarak, uydurma bir virüsle tüm insanlığı evlerine hapseden? İnsanların psikolojilerini paramparça eden korku salgınından sonra, ölüm nedeni olarak gösterilen aşılarla can almaya devam eden?
Siz değil misiniz, tek bir işlevi kalmayan NATO'ya yeni üyeler ve daha fazla bütçe kazandırmak için, Rusya-Ukrayna savaşının fitilini ateşleyen? Silah tüccarlarının kasalarını doldurmak uğruna Avrupa'nın üzerine savaş bulutlarını salan?
Siz değil misiniz, kendi ülkenizde İslam'a yönelişin artmasından korktuğunuz için, İkiz Kuleler'i hedef alarak bir dinin ve mensuplarının üzerine kin kusulmasına zemin hazırlayan?
Siz değil misiniz, İslam'la uzaktan yakından ilgisi olmayan DAEŞ, El Kaide, Taliban gibi canavarları yaratan? Bu canavarları kendi çıkarlarınız için kullanıp, Müslümanların birbirini boğazlamasına seyirci kalan, hatta alkış tutan?
Siz değil misiniz, medya ve sosyal medya platformlarınızda bu terör örgütlerinin katliamlarını 'İslamcı terörist' başlığıyla servis ederek, tüm bir dinin ve onun barış dolu mesajının nefret objesine dönüşmesini sağlayan?
Siz değil misiniz, sosyal medya algoritmalarınızla bir nesli köleleştiren, onların zihinlerini işgal eden? Tabiata aykırı akımları, sapkınlıkları moda diye pazarlayan? Çocukları cinselleştiren kıyafetleri, makyaj malzemelerini 'özgürlük' adı altında meşrulaştırmaya çalışan?
Siz değil misiniz, başta buğday olmak üzere tüm gıdaların genetiğiyle oynayarak hastalıklara davetiye çıkaran, insanların ölümüne neden olup insanlığı yok etmek isteyen? Toprağı, tohumu, insanın en temel gıda kaynağını kirleterek gelecek nesilleri daha doğmadan zehirleyen?
Siz değil misiniz, kurduğunuz ilaç endüstrisi imparatorluğuyla türlü türlü hastalıklar üretip, aynı şirketlerle sahte raporlarla araştırmalar yapıp, yine aynı şirketlerle faydasız ilaçlar üreterek milyarlarca dolarlar kazanan ve tüm bu süreçte insanlığı yok etmeye çalışan? Önce hasta et, sonra ilaç sat; bu sinsi döngüyle hem bedenleri hem de vicdanları katleden?
Siz değil misiniz, tüm bu sapkınlıkların, tüm bu kötülüklerin ana finansörü, baş destekçisi? Her platformda İnsan hakları, demokrasi, özgürlük kavramlarını savunur görünüp, öte yandan bu kavramların kurumlarını (BM, UNICEF, İnsan Hakları Mahkemeleri) kendi emelleriniz doğrultusunda işlevsizleştiren, onları birer mafya gibi hiçe sayan?
Siz değil misiniz, Siyonizm, Evanjelizm gibi çağdışı ve yıkıcı hayaller uğruna dünyayı kana bulayan?
Evet, daha saymakla bitmez. Sizin varlığınız, bu dünyaya eklediğiniz her şey, aslında bir kötülük kaynağı. Sizin güvenlik ve huzurdan bahsetmeniz, bir kurdun kuzulara 'size zarar vermeyeceğim' demesinden farksız. Bu iki kelime, sizin zihninizde ve eylemlerinizde bir anlam ifade etmiyor. Çünkü siz, gerçekleşmesi mümkün olmayan sapkın hayalleriniz uğruna, dünyadaki tüm iyiliği yok saymayı kendinize hak görüyorsunuz.
Ey Amerika Birleşik Devletleri ve ey onun küçük ortağı İsrail! Döktüğünüz her damla kan, akıttığınız her gözyaşı, katlettiğiniz her masumun ahı olarak dünya insanlığının kin ve nefretini kazanıyorsunuz. Bunu biliyorsunuz. Ama unuttuğunuz bir şey var: Bu haksızlık ve zulüm, bir gün size dönecek. Çünkü insanlığın sabrını zorluyorsunuz. Zulüm ile abad olunmayacağını tarih daha önce defalarca gösterdi.
Peki biz ne yapacağız? Bu iki haydut devlete karşı tepkimizi sadece sokaklarda haykırarak değil, aynı zamanda ekonomik olarak en can alıcı yerlerinden vurarak göstermeliyiz: Boykot. Unutmayalım ki bu iki ülkenin mallarına ödediğimiz her kuruş, bir gün bize mermi, top, zehirli gıda ve faydasız ilaç olarak geri dönüyor. Tepkisini bayrak sallayarak gösteren ama boykot konusunda pasif kalan herkes, bu zulmün bir parçası haline gelme tehlikesiyle karşı karşıya.
Aklımızı başımıza almanın, daha dikkatli ve bilinçli olmanın, tepkimizi her alanda yükseltmenin tam zamanı. Yoksa yarın, bu yangın bizim canımızı da yakacak. Tarih, susanların, sessiz kalanların da zulmedenlerle birlikte yargılandığını çok iyi bilir. Sesimizi yükseltelim, bilincimizi diri tutalım. Çünkü en büyük silahımız, adalete olan inancımız ve hakikatin peşinden gitme cesaretimizdir.