Ben Mardinliyim...
Fırat ile Dicle’nin bereketini yüreğinde taşıyan, farklılıkların zenginlik sayıldığı, yüzyıllardır kardeşliğin hüküm sürdüğü kadim bir şehrin evladıyım.
Mardin; sadece taş evleriyle değil, gönlü geniş insanlarıyla da özeldir. Bu topraklarda çan sesi ile ezan sesi aynı gökyüzünde yankılanır. Süryani, Yezidi, Arap, Türk, Kürt... Farklı kimlikler, farklı inançlar ama ortak bir vicdan, ortak bir insanlık ve ortak bir kardeşlik...
Biz Mardin’de “Sen” ve “Ben” demeyi değil, “Biz” olmayı öğrendik.
Taş ustalarımız sevgilerini taşa, telkâri ustalarımız sabrı gümüşe işledi. Asıl miras bıraktıkları ise birlikte yaşama kültürü oldu.
Bugün ise bir anne olarak yüreğimi en çok sızlatan şey, yıllardır evlat hasreti çeken annelerin gözyaşlarıdır.
3 Eylül 2019 tarihinde başlayan Diyarbakır Anneleri’nin evlat nöbeti, aradan geçen yıllara rağmen kararlılıkla devam etmektedir. Evlatlarına kavuşma umudunu kaybetmeyen anneler, vicdanlara seslenen mücadelelerini bugün de aynı azim ve kararlılıkla sürdürmektedir.
Ben bu satırları herhangi bir siyasi kimlikle değil; yalnızca bir kadın, bir anne ve Mardinli bir evlat olarak yazıyorum.
Çünkü bir annenin gözyaşının dili, dini, ırkı ve siyaseti olmaz.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) şöyle buyurmuştur:
“Cennet annelerin ayakları altındadır.”
Evladına kavuşmak için bekleyen her annenin duası, insanlığın ortak duasıdır.
Hiçbir anne evladının yolunu gözlemek zorunda kalmasın...
Hiçbir çocuk annesinden ve ailesinden koparılmasın...
Hiçbir yüreğe evlat acısı düşmesin...
Bir Mardinli anne olarak; evlatlarına kavuşmayı bekleyen bütün annelerin acısını yüreğimde hissediyor, onların umutlarının bir an önce gerçeğe dönüşmesini diliyorum.
Rabbim bütün annelere evlatlarına sağlıkla, huzurla ve güven içinde sarılmayı nasip etsin.
Çünkü gözyaşı annelerin kaderi değil, mutlulukları olmalıdır.
Dualarım; huzurun, kardeşliğin ve merhametin hâkim olduğu, çocukların geleceğe umutla baktığı güçlü bir Türkiye içindir.
Saygılarımla.