Trump çok garip açıklamalarına dün akşamda devam etti. İran’ın askeri kapasitesini kabul ederken, diğer yandan küçümseyici ifadelerle kamuoyunu yönlendirmeye çalıştı. ABD’nin İran’da vurulan uçakları ile ilgili “Şans eseri vurulduk” gibi ifadeler kullandı. Askeri literatürde böyle bir söz yok. Ayrıca modern savaşın doğasına uygun değil. Savaşta tesadüf yoktur; hazırlık, strateji ve karşı hamle vardır.
Bölgedeki bir diğer önemli başlık ise Kürtler üzerinden yürütülen politikalar. Trump Kürtlere de İran’a saldırmadıkları için kızgın. Kürtlere silah gönderdiğini, ancak silahlarını sakladığını söylüyor. Silahları niye gönderdin bu belli. Kendi çıkarların için başkalarına karşı kullanmaları için gönderdin. Kürtlerde gerçekleri görmeye başladı. Yıllarca Kürtleri kandırdınız. Kürtler artık sizin oyunlarınıza alet olmayacak. Nihayetinde Kürt gruplar ABD’nin İran’a saldırmaları çağrısına olumsuz yanıt vermişti.
Türkiye ise bu karmaşık denklemde farklı bir pozisyon almaya çalışıyor. Askeri gücünü bir kenara bırakmadan, diplomasi kanallarını açık tutma çabası dikkat çekiyor. Ankara’nın yaklaşımı, sadece kendi güvenliğini değil, komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü de gözeten bir çizgide ilerliyor. Suriye ile sürdürülen temaslar ve çok taraflı görüşmeler, bu politikanın somut örnekleri arasında yer alıyor. Ayrıca İran savaşının bitmesi için diplomatik görüşmelerini de sürdürüyor. Türkiye’nin burada üstlendiği rol, bölgesel istikrar açısından kritik bir denge unsuru haline gelmiş durumda.
İran cephesine bakıldığında ise daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Tahran yönetimi, savaşın maliyetinin farkında ancak aynı zamanda karşı tarafa zarar verebilme kapasitesini de bir koz olarak tutuyor. Bu nedenle tam anlamıyla bir geri adım atmaktan ziyade, kontrollü bir gerilim stratejisi izliyor. Masaya oturma ihtimali var, ancak bu masanın şartlarını belirlemek istiyor.
ABD tarafında ise farklı bir baskı unsuru öne çıkıyor: kamuoyu. Uzayan savaşlar ve artan maliyetler, Amerikan halkının sabrını zorlamaya başladı. “Eve dönün” çağrıları, siyasi karar alıcılar üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Nitekim Trump’ta dün akşamki açıklamasında bunu dile getirdi. Trump “ Bana kalsa petrolü almak isterdim, ne yazık ki Amerikan halkı eve dönmemizi istiyor” dedi. Yani bu sözler ABD’nin sıkıştığını ve İran’dan en uygun bir şekilde dönmenin yollarının arandığını anlatıyor bence.
İsrail faktörü ise bu denklemi daha da karmaşık hale getiriyor. Bir yanda ateşkes söylemleri dile getirilirken, diğer yanda sahadaki operasyonların devam etmesi, İsrail’in İran’da enerji ve Petro kimya tesislerini vurması müttefikler arasındaki uyumsuzluğu açıkça ortaya koyuyor. Bu durum, yalnızca bölgedeki tansiyonu yükseltmekle kalmıyor, aynı zamanda stratejik hedeflerin de sorgulanmasına neden oluyor. Yani bence Trump’un ayrıca bir İsrail sorunu var. Trump’ın bu operasyona başladığına bin pişman olduğunu düşünüyorum.
Savaşın ekonomik boyutu ise henüz tam anlamıyla hissedilmiş değil. Ancak enerji fiyatlarındaki artış, özellikle Avrupa için ciddi sonuçlar doğuracak gibi görünüyor. Bu durum sadece ekonomik değil, siyasi etkiler de yaratacak. Artan maliyetler ve toplumsal memnuniyetsizlik, seçim dengelerini değiştirebilir ve Avrupa siyasetinde yeni bir dönemin kapısını aralayabilir. Seçim zamanı Avrupa'daki aşırı sağcı liderler de nasibini alacak. İlk seçimlerde mevcut iktidarlar değişebilir. Ayrıca Avrupa’nın ABD’den kopuşu da İran savaşı ile başladı. ABD dünyanın gözünde etkili, yetkili, güçlü görüntüsünü kaybetmeye başladı. Ayrıca gelecekte Avrupa bunun hesabını İsrail’e soracak.