Güney Asya ve Ortadoğu’da Satranç Tahtası: Savaşın Gölgesinde Kim, Nerede Duruyor?
- Oluşturulma Tarihi : 28.02.2026 16:33
- Güncelleme Tarihi : 28.02.2026 16:33
Afganistan ile Pakistan arasında tırmanan gerilim, yalnızca iki komşu ülkenin sınır hattındaki çatışmasından ibaret değil. Bu tablo, bölgesel güçlerin ve küresel aktörlerin hamlelerini dikkatle hesapladığı çok katmanlı bir satranç oyununa benziyor. Bu bir sınır güvenliği meselesi gibi görünüyor ancak bence bu bir nüfuz, güvenlik ve jeopolitik denge arayışı. Öte yandan bir de ABD’nin İran’a müdahalesi oldu. Bu müdahale ise İsrail’in emellerine hizmet etmek anlamına geliyor.
Hindistan, tarihsel olarak Pakistan’la rekabet içinde. Bu nedenle Afganistan’daki her gelişmeyi İslamabad’ın stratejik derinliği açısından değerlendiriyor. Afganistan’ın Pakistan üzerindeki baskı potansiyeli, Yeni Delhi açısından dolaylı bir denge unsuru olarak görülebilir. Ancak Hindistan’ın doğrudan askeri müdahalesi, bölgesel savaşı genişletme riski taşıyacağından, daha çok diplomatik ve istihbari düzlemde pozisyon alması beklenir.
İsrail ise Pakistan’ı doğrudan hedef alan bir aktör değil; fakat güvenlik iş birlikleri ve savunma teknolojileri üzerinden dolaylı etkiler üretme kapasitesine sahip. İsrail’in bölgedeki temel önceliği İran’ın nüfuz alanını sınırlamak olduğundan, Afganistan-Pakistan hattındaki gelişmeleri de Tahran’ın stratejik konumu bağlamında okuduğu söylenebilir.
Çin için Pakistan, sadece bir komşu değil; aynı zamanda stratejik ortak ve ekonomik koridorların kilit taşı. Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru, Pekin’in Hint Okyanusu’na açılan kapısı niteliğinde. Bu nedenle Pakistan’ın zayıflaması ya da uzun süreli bir savaşa sürüklenmesi Çin’in çıkarlarına ters düşer. Pekin’in önceliği istikrar; bu yüzden açık bir askeri müdahaleden çok diplomatik denge politikası izlemesi daha olasıdır.
Bölgesel savaşlar genellikle taraflara değil, silah pazarına ve jeopolitik hesap yapan güçlere yarar. Pakistan güçlü bir orduya sahip. Ayrıca nükleer caydırıcılığı bulunuyor. Afganistan ise uzun yılların iç çatışmaları nedeniyle askeri ve ekonomik olarak daha kırılgan. Böyle bir denklemde klasik anlamda bir ‘kazanan’dan söz etmek zor. Uzayan her çatışma, ekonomik yıpranma ve iç siyasi baskı üretir.
Asıl kazançlı çıkabilecek olanlar, bölgesel nüfuzunu artırmak isteyen dış aktörler ya da enerji ve güvenlik hatlarını yeniden şekillendirmek isteyen güç merkezleri olabilir.
İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında olası bir sıcak çatışma, yalnızca iki ülkeyi değil, Orta Doğu’dan Güney Asya’ya uzanan geniş bir hattı etkiler. İran’ın klasik hava gücü sınırlı olabilir; ancak balistik füze kapasitesi ve asimetrik savaş stratejileri ciddi bir caydırıcılık oluşturuyor. Hürmüz Boğazı’ndaki enerji akışı, Körfez ülkelerinin güvenliği ve İsrail’in savunma refleksi böyle bir senaryoda zincirleme reaksiyon üretir.
ABD açısından ise doğrudan kara savaşı düşük ihtimal; hava ve deniz gücüyle sınırlı, hedef odaklı operasyonlar daha olası görülür. Ancak her iki tarafın da geri adım atmaması durumunda, bölge uzun süreli bir istikrarsızlık dönemine girebilir. Ayrıca, Afganistan- Pakistan arasındaki gerilim ve ardından ABD’nin İran’a müdahalesindeki zamanlama düşündürüyor.
Afganistan-Pakistan hattındaki olası bir savaş, yerel bir çatışmadan çok daha fazlası. Hindistan’ın stratejik hesapları, İsrail’in güvenlik öncelikleri, Çin’in ekonomik çıkarları ve İran-ABD gerilimi aynı coğrafyada kesişiyor.
Bu satranç tahtasında güçlü ordular kadar sabır, diplomasi ve ekonomik dayanıklılık belirleyici olacak. Çünkü modern savaşlar yalnızca cephede değil; masada, piyasada ve kamuoyunda da kazanılıyor ya da kaybediliyor.