Orta Doğu, yeni bir büyük hesaplaşmanın eşiğinde. Türkler, Kürtler, Farslar ve Araplar arasında bir çatışma zemini oluşturulmak istendiğine dair güçlü emareler var. Bu sadece bir gerilim değil; adım adım örülen bir “kardeş kavgası” senaryosuna benziyor.
Bu senaryonun merkezinde ise İran’a yönelik artan baskı ve saldırılar bulunuyor. İran’ın doğrudan hedef haline getirilmesi amaçlanıyor. Bu durum tüm bölgeyi içine çekebilecek büyük bir yangının kıvılcımı olma potansiyeli taşıyor. Böyle bir savaşın kazananı olmayacağı gibi, kaybedeni de sadece bir ülke olmayacaktır.
Dikkat çekilmesi gereken bir diğer önemli nokta ise Filistin meselesinin geri plana itilme riski. İran merkezli bir kriz, uluslararası kamuoyunun dikkatini farklı bir yöne çekerken; Filistin ve Lübnan’da sahada yaşanan gelişmelerin gölgede kalmasına neden olabilir. Bu durum, İsrail’in uzun süredir hedeflediği toprak genişletme ve fiili ilhak politikaları için elverişli bir zemin oluşturur.
Öte yandan, Irak ve özellikle kuzey bölgelerinde yaşanan son saldırılar da bu büyük resmin bir parçası olarak okunmalı. Saldırıların faili konusundaki belirsizlikler ve karşılıklı suçlamalar, bölgede zaten hassas olan dengeleri daha da kırılgan hale getiriyor. Vekil güçler üzerinden yürütülen operasyonlar, sahayı daha da karmaşıklaştırıyor ve kontrol edilemez bir sürece sürüklüyor. Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi topraklarına ve yöneticilerine yapılan dronlu füzeli saldırılar Kürtleri İran’a karşı harekete geçme niyeti taşıyor. Trump ve İsrail, bölgedeki Kürt grupların İran’a saldırtma çabası boşa çıkmıştı. Kürtler böyle bir şeyin olmayacağını belirtmişti. Bölgedeki Kürt grupların da oyunu gördüğü aşikar.
Tam da bu noktada, bölge ülkeleri ve Kürt gruplarının vereceği tepkiler hayati önem taşıyor. Ani ve sert refleksler, kısa vadede “güçlü duruş” olarak algılansa da uzun vadede kalıcı hasarlar bırakabilir. Özellikle Körfez ülkelerinin serinkanlı, temkinli ve stratejik hareket etmesi gerekiyor. Çünkü verilecek her tepki, sadece bugünü değil, yarının Orta Doğu’sunu da şekillendirecek.
Bölge halklarının ortak bir kaderi paylaştığı gerçeği unutulmamalı. Mezhep, etnik kimlik ya da siyasi ayrılıklar üzerinden körüklenen her gerilim, aslında dış müdahalelerin işini kolaylaştırıyor. Parçalanmış bir Orta Doğu, İsrail ve diğer aktörler için daha yönetilebilir; ancak bölge halkları için daha fazla acı, daha fazla istikrarsızlık anlamına geliyor.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; itidal, sağduyu ve diyalogdur. Aksi halde, tarih bir kez daha tekerrür edecek ve Orta Doğu, başkalarının yazdığı bir senaryonun sahnesi olmaya devam edecektir.
Türkiye de savaşı sona erdirmek amacıyla girişimlerini sürdürüyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bu kapsamda sürdürülen müzakerelere değindi. Körfez ülkelerinin İran saldırılarına reaksiyon göstermemesi gerektiğini ifade eden Fidan, sabırlı olmalarını tavsiye ederek “Gösterilecek tepki önümüzdeki dönemde kalıcı unsurlar bırakır. Bu da İsrail’in istediği senaryo” dedi.