Bu soruya cevap ararken herkesi aynı kefeye koymak kolaycılık olur. Sahada samimiyetle çalışan, emek veren isimleri tenzih etmek lazım. Ancak buna rağmen genel tablo, meselenin yalnızca gayretle açıklanamayacağını; yöntem, dil ve yaklaşımın da ciddi biçimde gözden geçirilmesi gerektiğini gösteriyor.
İzmir gibi sosyolojik ve kültürel dinamikleri güçlü bir şehirde siyaset yapmak, klasik yöntemlerle sonuç alınabilecek bir alan değil. Seçmenle kurulan temasın niteliği, kullanılan dilin kapsayıcılığı ve yerel hassasiyetlere gösterilen özen belirleyici oluyor. Sadece teşkilat çalışmasıyla değil, doğru iletişim stratejisiyle ilerlemek gerekiyor.
Bugün gelinen noktada, sahada varlık gösteren ve ciddi emek ortaya koyan kadroların olduğu bir gerçek. Ancak bu çaba, bütüncül bir başarıya dönüşmüyorsa burada durup düşünmek gerekiyor. Sorun kişisel gayret eksikliğinden çok, bu gayretin doğru bir stratejiyle buluşamamasında yatıyor.
AK Partililerin sorduğu “İzmir’de niçin kazanamıyoruz?” sorusunun cevabını dışarıdan ziyade içeride aramak gerekiyor.
Bugüne kadar hep kolayına kaçıldı, suç seçmene atıldı.
BU ŞEHİR KAZANILAMAZ DEĞİL
Burhan Özfatura bu şehirde iki kez kazandı.
Hem de merkez sağın adayı olarak.
Bu ne demek?
İzmir ideolojik olarak kilitli bir şehir değil.
Doğru aday, doğru dil ve doğru çalışma olduğunda sonuç değişebilir.
RAKAMLAR GERÇEĞİ ANLATIYOR
Adalet ve Kalkınma Partisi İzmir’de %25’in üzerinde oy alıyor.
Bu şu demek: Her 4 seçmenden biri zaten size oy veriyor.
Bazı ilçelerde tablo çok daha çarpıcı:
Menemen → %40’a yaklaşan oy
Torbalı → %38–40 bandı
Kemalpaşa → %35 civarı
Bergama → %40 seviyeleri
Kınık → %40’a varan oranlar
Bu tablo açık bir gerçeği ortaya koyuyor: İzmir tek tip bir şehir değil.
Doğru stratejiyle büyütülebilecek ciddi bir alan var.
SİYASETİN TEMELİ: GÖNÜL KAZANMAK
Siyaset sadece proje anlatmak değildir.
Önce gönül kazanılır.
Ama İzmir’de en büyük eksik tam da burada başlıyor: Temas eksikliği…
BİR ÖRNEK, BİR ZİHNİYET
Biz İzmir’e yeni yerleştik.
Daha önce tanışıklığımız olan, bugün İzmir’i temsil eden bir milletvekili bunu biliyordu.
Aynı şehirde yaşadığımızı da…
Ama ne bir telefon…
Ne bir “hoş geldiniz”…
Ne de “bir ihtiyacınız var mı?” sorusu.
Şimdi açık konuşalım: Siyaset icabı bile olsa, tanıdığı bir gazeteciye temas kurmayan bir anlayış…
Kendi çalışmasını, partisinin sesini topluma taşıyabilecek birine dahi ilgi göstermeyen bir yaklaşım…
Tanımadığı seçmene nasıl yaklaşır?
Bu bir kişi meselesi değil.
Bu bir zihniyet meselesi.
Ve şu gerçek değişmez: Gönül almayan siyaset, sandık alamaz.
TEŞKİLAT GERÇEĞİ
Bu örnek aslında daha büyük bir sorunun küçük yansıması.
İzmir’de birçok noktada teşkilatlar sahada yeterince görünmüyor
Sürekli temas kurmuyor.
Seçmeni tanımıyor.
Bazı yerlerde ise daha tehlikeli bir durum var: “Zaten zor şehir…”
Bu cümle bir tespit değil, bir teslimiyet.
HER ŞEYİ LİDERE YÜKLEMEK
Recep Tayyip Erdoğan güçlü bir lider.
Ama hiçbir şehir sadece liderin gücüyle kazanılmaz.
İzmir’de eksik olan şey şu: Liderin gücünü sahada sonuca çevirecek teşkilat iradesi.
Bir başka kritik hata: “Genelde iktidarız, yerelde olmasak da olur” anlayışı.
Oysa yerel yönetimler, seçmenle en güçlü temas alanıdır.
Belediyeyi küçümsediğiniz anda, sahayı rakibe bırakmış olursunuz.
NE YAPILMALI?
Artık genel geçer cümleler değil, net ve uygulanabilir adımlar gerekiyor:
1. SÜREKLİ SAHA SİYASETİ
Seçimden seçime değil, yılın 365 günü sahada olunmalı.
2. MAHALLE TEMELLİ ÖRGÜTLENME
Her mahallede aktif, seçmeni tanıyan ekipler kurulmalı.
Veriyle çalışan, kapı kapı dolaşan bir yapı şart.
3. BİRE BİR TEMAS ZORUNLULUĞU
Milletvekili, il başkanı, ilçe başkanı…
Herkes sahada görünür olmalı.
“Tanıyor ama aramıyor” algısı yıkılmalı.
4. YEREL DİL VE ÜSLUP DEĞİŞİMİ
İzmir’in hassasiyetlerine uygun, yumuşak ve kapsayıcı bir dil benimsenmeli.
5. ADAY + TEŞKİLAT UYUMU
Aday yalnız bırakılmamalı.
Arkasında güçlü, çalışan bir ekip olmalı.
6. TEŞKİLAT PERFORMANS SİSTEMİ
Çalışan ile çalışmayan ayrılmalı.
Sahada karşılığı olmayan yapı yenilenmeli.
7. LİDERE YASLANAN DEĞİL, LİDERİ TAMAMLAYAN SİYASET
Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi gücü önemli…
Ama bunu sahaya indirecek olan teşkilattır.
SON SÖZ
İzmir zor olabilir.
Ama imkânsız değil.
Geçmişte kazanılmış…
Bugün güçlü oy alınan…
Yarın da kazanılabilecek bir şehir.
İzmir’de tabloyu değiştirmek için önce doğru soruyu sormak gerekiyor. “Kim eksik?” yerine “Nerede ve nasıl eksik kalınıyor?” sorusu daha gerçekçi bir kapı aralar. Çünkü bu şehir, sadece çalışmayı değil; doğru yöntemle, doğru dille ve doğru zeminde çalışmayı zorunlu kılıyor.
Sahada emek veren, dava bilinciyle hareket eden kadroların varlığı önemli bir avantaj. Ancak bu potansiyelin sonuca dönüşebilmesi için parçalı çabaların ortak bir akıl ve güçlü bir stratejiyle birleşmesi şart. Aksi halde aynı soru sorulmaya devam edilir.
İzmir’in yıllardır sordurduğu o soruya kalıcı bir cevap verilecekse, bu ancak samimi bir muhasebe ve cesur bir yenilenme ile mümkün olur.