Yapay zekâ hayatımıza girdiğinden beri en çok şunu konuşuyoruz:
“Ya makineler insan gibi olursa?”
Belki de biraz daha farklı bir soru sormalıyız:
Ya insanlar makine gibi olmaya başladıysa?
Her şeyi hızlandırıyoruz.
Duygularımızı bile.
Üzülüyoruz ama hemen toparlanmamız gerektiğini düşünüyoruz.
Kızıyoruz ama neden kızdığımızı anlamadan tepki veriyoruz.
Birini özlüyoruz ama iki dakika sonra başka bir şeyle dikkatimizi dağıtıyoruz.
Mutlu olduğumuzda bile o anı yaşamaktan çok fotoğrafını çekiyoruz.
Bazen ne hissettiğimizi kendimiz bile bilmiyoruz.
Çünkü sürekli daha hızlı, daha başarılı, daha üretken, daha kusursuz olmaya çalışıyoruz.
Belki de asıl korkmamız gereken şey yapay zekânın insanlaşması değil.
İnsanın yapaylaşması.
Hata yapmaktan korkmayan, yavaşlamaktan utanmayan,
“Bugün iyi değilim.” diyebilen, bazen hiçbir işe yaramadan sadece oturabilen, yani kısacası insan olmanın kusurlarına izin veren bir insan kalabilmek belki de geleceğin en önemli becerilerinden biri.
Çünkü yapay zekâ ne kadar gelişirse gelişsin, insan olmanın en güzel tarafı hâlâ kusurlu olabilmek.