Yunus Emre’den Bugüne: Sahip Olmak mı, Olmak mı?
- Oluşturulma Tarihi : 03.02.2026 08:59
- Güncelleme Tarihi : 03.02.2026 08:59
Modern insan mutluluğu dışarıda arıyor.
Daha çok şeye sahip olursa, daha çok tüketirse, daha çok gösterirse iyi hissedeceğine inanıyor. Oysa yüzyıllar önce Yunus Emre, insanın en büyük yanılgısını tek cümleyle özetlemişti:
“Mal sahibi, mülk sahibi
Hani bunun ilk sahibi?”
Bu dizeler yalnızca dünyaya dair bir uyarı değildir; insan psikolojisine dair derin bir tespittir. Sahip olunan şeyler geçicidir ama insan, geçici olana kalıcı bir anlam yüklemeye çalışır. İşte mutsuzluğun başladığı yer tam da burasıdır.
Psikoloji bize şunu söyler:
İnsan, değer duygusunu dış kaynaklardan beslediğinde asla doymaz. Çünkü dış dünya sürekli değişir. Bugün sahip olunan, yarın sıradanlaşır. Yunus Emre’nin “fani” dediği şey, tam olarak budur.
“Dünya bir pencere
Her gelen baktı geçti.”
Bugün de bakıyoruz, geçiyoruz.
Ama fark şu: Yunus Emre geçiciliği kabul ediyordu, modern insan inkâr ediyor. Geçici olana tutundukça kaygı artıyor, kaybetme korkusu büyüyor, tatmin azalıyor. Bu yüzden daha fazlası gerekiyor: daha yeni, daha pahalı, daha gösterişli…
Yunus Emre insanın özüne döner:
“Bir ben vardır bende
Benden içeri.”
Psikolojik olarak bu dizenin karşılığı şudur:
İnsanın iç dünyasıyla kuramadığı bağ, hiçbir dış başarıyla telafi edilemez. Kendini tanımayan, duygularını fark etmeyen, iç sesiyle temas etmeyen insan; ne kadar varlıklı olursa olsun içsel olarak yoksuldur.
Bugün birçok insanın problemi yoksulluk değil, temassızlıktır.
Kendiyle temas edemeyen insan, hayatla da temas edemez. Bu yüzden sürekli meşguldür. Sessizlikten kaçar, durmaktan korkar. Çünkü durmak, “benden içeri” olanla karşılaşmayı gerektirir.
Yunus Emre’nin dili sade ama mesajı nettir:
“Sevelim, sevilelim
Bu dünya kimseye kalmaz.”
Bu, romantik bir çağrıdan çok psikolojik bir gerçektir.
İnsanın en temel ihtiyacı sevgi ve ait olma duygusudur. Para, eşya, statü bu ihtiyacın yerini tutamaz. Tutmaya çalıştığında ise insan, sahip oldukça yalnızlaşır.
Belki de bugün Yunus Emre’yi bu kadar “uzak” sanmamızın nedeni şudur:
O, olmakla ilgileniyordu; biz ise sahip olmakla meşgulüz. Ve unuttuğumuz şey şu: İnsan, gönlü dolmadan; evi dolsa ne olur?