Bir çocuk düşünün. Kelimeleri büyük, soruları ağır, omuzları yaşından daha yorgun. Artık çocuklar oyun oynayarak değil, uyum sağlayarak büyüyor. “Ne çabuk büyüyorlar” diyoruz. Oysa çoğu zaman bu bir gelişim değil, bir zorunluluk.
Psikoloji açısından çocukluk; deneme, yanılma, oyun ve korunmuşluk dönemidir. Çocuk, dünyayı güvenli bir mesafeden tanımak ister. Ama bugün birçok çocuk, bu mesafeye sahip değil. Ekranlar, yetişkin dili, bitmeyen beklentiler ve başarı baskısı çocukluğun alanını daraltıyor.
Bir çocuk, henüz duygularını tanıyamadan performans göstermeye zorlanıyor. Notlar, sınavlar, kıyaslamalar… “Başarılı olmalısın” cümlesi, çoğu zaman “Sevilmek için yeterli değilsin” mesajına dönüşüyor. Çocuk bunu kelimelerle değil, bedeniyle ve davranışlarıyla anlatıyor.
Erken büyüyen çocukların ortak bir özelliği vardır: Fazla sorumluluk. Kimi zaman ebeveynin duygusal yükünü taşırlar, kimi zaman ekonomik kaygıların farkına erkenden varırlar. Çocuk, çocuk olmayı bırakır; küçük bir yetişkin gibi davranmayı öğrenir.
Toplum olarak bunu çoğu zaman alkışlarız.
“Ne kadar olgun.”
“O yaşta böyle konuşuyor.”
Oysa psikolojik olarak sormamız gereken soru şudur:
Bu çocuk neyi kaçırıyor?
Çünkü erken olgunluk, her zaman sağlıklı değildir. Bastırılan oyun ihtiyacı, ilerleyen yıllarda kaygı bozuklukları, tükenmişlik hissi ve değersizlik duygusu olarak geri döner. Çocukluk yaşanmazsa, yetişkinlikte telafi edilmeye çalışılır.
Bir de ekran meselesi var. Çocuklar artık dünyayı deneyimleyerek değil, izleyerek tanıyor. Şiddeti, cinselliği, yetişkin çatışmalarını filtrelenmemiş hâliyle görüyorlar. Beyin henüz bunları işleyecek olgunlukta değilken, yük bindiriliyor. Bu da duygusal karmaşaya ve erken yabancılaşmaya yol açıyor.
Asıl rahatsız edici olan şudur: Çocukların erken büyümesi bir tesadüf değil, bir toplumsal sonuçtur. Yetişkinlerin hızına, kaygılarına ve hırslarına ayak uydurmaya çalışan çocuklar var karşımızda.
Çocukları korumak, onları hayattan koparmak değildir. Ama hayatı, onların taşıyabileceği ağırlıkta sunmaktır. Her çocuk; acele ettirilmeden, yarışa sokulmadan, yetişkin dünyasının yüküyle ezilmeden büyümeyi hak eder.
Belki de artık şunu kabul etmeliyiz:
Çocuklar erken büyümüyor.
Biz onlara çocuk olmaya yeterince alan bırakmıyoruz.