Kelimelerin Ruhuna Yolculuk: Edebi Sanatlar

Sibel Atapek

Edebiyat dünyasında yol almak, ucu bucağı olmayan engin bir denizde yelken açmaya benzer. Bu denizi asıl heyecanlı kılan ise dalgaların coşkusu, yani yazıya ruh veren edebi sanatlardır. Türü ne olursa olsun; bir metin edebi sanatlarla birleştiğinde ortaya çıkan manzara bambaşka bir derinliğe bürünür.
Özellikle şiirde kullanılan sanatlar, anlatım dilini derinleştirirken adeta bir yemeğe katılan tuz ve baharat gibi o mısraları lezzetlendirir. Sade bir anlatımın ötesine geçip, okuyucunun hayal dünyasında yeni kapılar açar. Sadece şiirde de değil; iyi bir anlatım kurabilmek, etkileyici bir köşe yazısı ya da samimi bir mektup kaleme alabilmek için de bu sanatları yerinde ve dozunda kullanmak gerekir. Bazı insanlar düz ve doğrudan bir anlatımı, kelimelerin olduğu gibi aktarılmasını tercih edebilirler. Ancak kelimelerin gücünü ve estetiğini hissetmek isteyenler için edebi sanatlar, yazının kalp atışıdır.
Aslında edebi sanatları öğrendikçe, o dünyanın içine daha çok girdikçe yazmanın tadı da okumanın keyfi de bir başka oluyor. İnsan, kelimelerin ardındaki o ince işçiliği fark ettiğinde, sıradan bir metin bile bir hazineye dönüşüyor. Çünkü edebi sanatlarla örülü bir anlatım, insan ruhuna dokunurken aynı zamanda onu düşündürmeyi başarabiliyorsa gerçek amacına ulaşmış sayılır. Sanat, sadece kulağa hoş gelen bir yankı değil, zihinde yeni pencereler açan bir keşif yolculuğudur.
Kelimelerin bu sihirli gücünü, kendi mısralarımda hissettiğim o duygu yoğunluğuyla paylaşmak isterim. 'Mührü Sükut' adını verdiğim bu şiirimde; gönül heybesinden vicdan terazisine uzanan o ince yol…
MÜHRÜ SÜKUT
Gönül heybesi boşalmıştı,
Gözden yaşlar bir bir boşanmıştı,
Ruh bu yolda mevsimsiz hatta çokça budanmıştı.
Eğilmeyen başlar yorulmuştu,
Bulanık sular nihayet durulmuştu,
Gönül terazisi vicdana kurulmuştu.
Vefa bir masal gibi anlatılmıştı,
Değerler pazarlarda ucuza satılmıştı,
Aşkın içine hileli hüzünler katılmıştı.
Artık ne söz demir, ne de yürek tavında,
Avcı olup vurulmuştu kendi avında,
Bir ömür erimişti vefa davasında.
Kelimeler sustu, kalem tükendi,
Gönlüydü bu yangından geriye kalan tek bendi;
Ve
Giden bir ömürdü, kalan sadece...
Kendi…