Sizlerle ortak yönümüz olan, ama birbirinden farklı yollarda ilerleyen “objektife sığmayanlar” kısmından bir köşe yazısı paylaşmak istiyorum.
Hepimizin hayatı, dışarıdan bakıldığında bir kareye sığabilecek kadar düzenli, anlamlı ve hatta bazen kusursuz görünebilir. Sosyal medyada paylaşılan bir fotoğraf, bir gülümseme, bir başarı anı… Hepsi bir “an”ın temsilidir. Oysa biz biliriz ki hayat, yalnızca o anlardan ibaret değildir.
Objektif; ışığı, açıyı ve görüneni yakalar. Ama hiçbir objektif, bir insanın içinden geçenleri, sustuklarını, içine attıklarını tam anlamıyla yansıtamaz. Her birimizin içinde, paylaşılmayan hikâyeler, yarım kalmış cümleler, ertelenmiş hayaller vardır. İşte tam da bu yüzden, aslında hepimiz aynı yerden birbirimize benzeriz.
Önyargı taşırız, elbette… İnsan olmanın bir parçasıdır bu. Ama asıl mesele, o önyargıları fark edip onları aşabilme cesaretini gösterebilmektir. Empati kurabilmek; kendimizden çıkıp bir başkasının dünyasına bakabilmek, yargılamadan önce anlamaya niyet edebilmektir.
Çoğu zaman fark etmeden yargılarız. Eksik bir bilgiyle, yarım bir hikâyeyle, dışarıdan gördüğümüz bir “an” ile… Oysa kimse, yalnızca gördüğümüz kadarı değildir.
Mutsuz, yargılayıcı ve yerici olmak ise çoğu zaman bir seçimdir. İnsanın içindeki öfkeyi, kırgınlığı ya da eksikliği başkalarına yüklemesinin en kolay yoludur. Ama kolay olan, her zaman doğru olan değildir.
Farklı olan yürüdüğümüz yollardır. Kimi sessizce ilerler, kimi fırtınalarla; kimi kaybettiklerinden güç alır, kimi hâlâ bulamadıklarının peşindedir. Ama ortak bir gerçek vardır: Hiçbirimizin hayatı tek bir kareye sığmaz.
Belki de bu yüzden, birbirimizi değerlendirirken gördüklerimizle yetinmemeliyiz. Çünkü herkesin objektife sığmayan bir tarafı, bilinmeyen bir hikâyesi vardır. Ve bazen en gerçek olan, tam da görünmeyendir.
Bu yazı, biraz da o görünmeyenlere bir selamdır. Kendimize, birbirimize ve hayatın kadraj dışı kalan tüm parçalarına…
Objektiften Fazlası
Hayat…
Bir kareye sığar mı sanıyorsun?
Bir deklanşör sesiyle durur mu zaman?
Objektif yakalar;
ışığı, gölgeyi, bir anın yüzünü…
Ama saklar mı iç çekişleri?
Bir bakışın ardındaki kırgınlığı,
bir gülüşün içindeki yarayı gösterebilir mi?
Bir fotoğraf, gördüğündür;
oysa hayat, hissedilendir.
Kadrajın dışında kalanlar vardır hep:
söylenmemiş sözler,
gecikmiş sarılışlar,
içine atılmış vedalar…
Ve en çok da
insanın kendine bile itiraf edemediği duygular.
Belki bu yüzden
en güzel anlar bile eksik kalır karelerde.
Çünkü hayat,
sığdırılacak bir şey değil,
yaşanacak bir derinliktir.
Objektif durdurur,
ama hayat akar…