Para Dediğin Nedir ki?
- Oluşturulma Tarihi : 26.01.2026 08:59
- Güncelleme Tarihi : 26.01.2026 08:59
Yokluğunda insanı susturan, fazlasında insanı kendine yabancılaştıran bir araçtan başka ne olabilir?
Bu sıralar yazılarımı; denemeler, hikâyeler, masallar ve kitaplar arasında, hayatın tam içinden yazıyorum. Bulutların üzerinde uçma hâli sandığımız şeyin, aslında yere ne kadar yakın olduğunu fark ederek… Teknolojiyle, satın alma gücüyle ve insanın düşünme biçimiyle kurulan o görünmez bağ tam da burada karşıma çıktı.
Ekonomik şartlar, yaşama biçimi ve sanat birbirinden bağımsız değil. Aksine, biri aksadığında diğerleri de tökezliyor.
Yıllar önce bir arkadaşımın babası söylemişti:
“Zor oyunu bozar.”
O zamanlar bu cümle, meydanlarda yankılanan bir slogan gibi düşünmüştüm. Bugünse yaşanmışlıkla ağırlaşmış bir gerçek.
Hayatın içinden geçip kelimeye ulaşabiliyorsan, bir de yazabileceğin bir kâğıdı alabilecek imkânın varsa, o yazdıklarını kitap edebilecek paracıkların varsa işte orada kalem güçlenmek için ivme kazanmaya doğru yol alıyor.
Ama imkân yoksa, yetenek tek başına yetmiyor. “Bugün yeteneğin değil, bütçen konuşuyorsa; mesele sanat değil, vitrindir.”
Para bu noktada önemlidir.
Yaşamak için.
Sağlıklı beslenmek için.
Sağlıklı düşünebilmek için.
Bugün kendi kelimesini kurabilen, kendi gibi yazabilen insan azalırken; parayı ve teknolojiyi gelişmek için kullananlar ayakta kalabiliyor.
Ama önemli bir detay var para, aynı zamanda çok tehlikelidir. Amacı unutturur. Yolu şaşırtır. İnsanı kendi sesinden uzaklaştırır.
Yazarlıkta bu daha da görünür hâlde.
Kalemi güçlü ama reklamı zayıf olan bir yazarla, kalemi zayıf ama reklamı güçlü olan birini aynı yerde değerlendirmek mümkün mü?
Değil.
Para; aç olan için bir gevrektir.
Tok olan için vazgeçilebilecek bir keyif.
Ama o keyfe alışan biri için yokluğu, açlık gibi algılanır.
Önceliklerimiz, paranın ne olduğunu belirler.
Para; amaç değil, araçtır.
Ama yanlış yerde durduğunda insanı eksik, yetersiz ve mutsuz kılar.
Soruyorum:
Tuvali olmayan bir ressam,
kostümü olmayan bir oyuncu,
kitabını okurla buluşturamayan bir yazar,
imkânsızlık yüzünden eğitim alamayan bir sanatçı…
Gerçekten mutlu olabilir mi?
Sanatını sağlıklı şekilde icra edebilir mi?
Ve yazıyı, çocukluğumdan kalan o cümleyle bitiriyorum:
“Zor oyunu bozarmış.
Öğrendim. Bülent Amca”...