Üç Kelimeden Yapay Zekâya: Düşünmeyi Unutmayalım

Sibel Atapek

İnsan; düşünen, sorgulayan, öğrenen, seçim yapan ve yaptığı seçimin sorumluluğunu taşıyan bir varlıktır. Belki de insan olmanın en önemli tarafı budur. Bugün yapay zekâ hayatımızın her alanına hızla giriyor. Bilgiye ulaşmayı kolaylaştırıyor, zaman kazandırıyor, üretimimizi destekliyor. Peki biz bu kolaylığın neresindeyiz? Düşünme ve üretme sorumluluğumuzu teknolojiye mi bırakacağız, yoksa yapay zekâyı kendi aklımızın yardımcısı olarak mı kullanacağız?
Bence asıl tehlike yapay zekânın gelişmesi değil, insanın düşünmekten vazgeçmesidir. Önce insan düşünmeli, okumalı, araştırmalı, kendi fikrini oluşturmalı; sonra teknoloji devreye girmelidir. Yapay zekâ eksiklerimizi gösterebilir, farklı bakış açıları sunabilir, anlatımımızı güçlendirebilir. Ancak düşüncenin sahibi ve sorumlusu yine insan olmalıdır. Bunu söylerken kendi ortaokul yıllarıma dönüyorum. Öğretmenimiz bazen tahtaya üç kelime yazardı. Sadece üç kelime...
Sonra “Bu üç kelimeyi kullanarak bir kompozisyon yazın” derdi. Gerisini biz tamamlamak zorundaydık. Kelimeler arasında bağ kurar, cümlelerimizi kendimiz oluşturur, beğenmediğimiz cümleyi silip yeniden yazardık. Hazır bir paragraf yoktu. İnternetten bulabileceğimiz bir cevap da... O kelimeler bizimdi. O düşünce bizimdi. O cümle bizimdi.
Bazen günlük tutar, yaşadıklarımızı ve hissettiklerimizi kendi kelimelerimizle anlatırdık. Öğretmenlerimiz bizi araştırmaya, kütüphaneye gitmeye, kitapların arasında gerçek bilgiyi aramaya yönlendirirdi. Bunu söylüyorum çünkü teknoloji ile bilgiye ulaşmanın kolaylığı sunulurken bir yandan öte yandan bilgi kirliliği yanlış bilgi mevcut. Münazaralarda bir düşünceyi savunmayı, karşı tarafı dinlemeyi ve gerektiğinde kendi fikrimizi yeniden değerlendirmeyi öğrenirdik.
O zaman bunların bir gün yazarlık yolculuğumuzun temelleri olacağını bilmiyorduk. Bugün biliyorum. İnsan belki de önce kendi cümlesini kuruyor, sonra kendi sesini buluyor. Benim yazarlık yolculuğumun izlerini de o üç kelimede buluyorum. Çünkü yazmak yalnızca kelimeleri bilmek değildir. Yazmak, kendi düşünceni kendi kelimelerinle ifade edebilme cesaretidir.
Elbette yapay zekâdan yararlanabiliriz. Hatta doğru kullanıldığında güçlü bir yardımcıdır. Fakat kendi cümlemizi kurma zahmetinden vazgeçersek, bir süre sonra kendi sesimizi de kaybedebiliriz. Bu durum sanat ve edebiyat için daha da önemlidir. Bir yazarın cümlesinin, bir şairin dizesinin arkasında yaşanmışlık vardır. Çocukluğu, sevinçleri, kırgınlıkları, kayıpları, gözlemleri ve hayalleri vardır. Yapay zekâ bunların dilini taklit edebilir; fakat insanın yaşadıklarını yaşayamaz. Bu yüzden mesele yapay zekâya karşı olmak değil, onu doğru yerde kullanmaktır. Kolaylıktan yararlanabiliriz ama kolaycılığa teslim olmamalıyız. Bugün çocuklara yapay zekâyı kullanmayı öğretirken, onlara kendi cümlelerini kurmayı da öğretmeliyiz.
Üç kelime verelim çocuklara.
Bir konu verelim, araştırsınlar.
Bir soru soralım, tartışsınlar.
Bir günlük tutmalarını isteyelim.
Sonra yapay zekâyı gösterelim.
Ama önce kendi seslerini bulmalarına fırsat verelim. Çünkü kendi cümlesini kurabilen insan teknolojiyi kullanır; kendi cümlesini kurmaya alışmamış insan ise bir süre sonra teknolojinin kurduğu cümleleri yalnızca tekrar eder. Yapay zekâ gelişsin. Teknoloji ilerlesin. Bilgiye ulaşmak kolaylaşsın. Ama insan düşünmekten vazgeçmesin. Çünkü bizi insan yapan, ne kadar hızlı ürettiğimiz değil; ne düşündüğümüz, neden düşündüğümüz ve kendi düşüncemizin sorumluluğunu taşıyabilmemizdir.
Bir gün insan düşünmekten vazgeçerse, yapay zekânın ne kadar geliştiğinin de anlamı kalmayacaktır.
O zaman teknoloji bizi geliştirmiş olmayacak; biz, kendi düşünme gücümüzü ona teslim etmiş olacağız.